BASINDAN | Gazeteler – internet
19069 Kere Okundu

 

Dr. Agah Aydın | Psychiatrist | Psikiyatrist  | Psikiyatri Uzmanı  |  Psikiyatr |  İstanbul

 

BASINDAN  |  Gazeteler – İnternet

 

Dr. Agâh AYDIN  |  Psikiyatr  |  Psychiatrist

  

——————————————————————————————

https://twitter.com/followers

https://www.facebook.com/pages/Psikiyatrist-Dr-Agah-Ayd%C4%B1n/465206260183551

http://www.youtube.com/user/aydinagah/videos?view=0

—————————————————————————————— 

 

 

 

 

16 Şubat 2015

Hangi ara bu kadar canileştik?

Mersin’de bindiği minibüsün şoförü tarafından vahşice katledilen Özgecan, Türkiye’yi ayağa kaldırdı. Akıllara hep aynı soru geldi: ‘Hangi ara bu kadar canileştik?’

Hangi ara bu kadar canileştik?

Türkiye Özgecan’a ağlıyor. Dört bir yanda isyan çığlı var. 20 yaşındaki gencecik fidanın ateşe atılmasına isyan edenler gözyaşlarıyla bu yangını söndürmeye çalışıyor. Anne, baba, kardeş, kadın, erkek hep aynı soruyu soruyor: ‘Hangi ara biz bu kadar canileştik?’ Herkesin cevap aradığı soruyu Psikiyatrist Dr. Agah Aydın ve Psikiyatrist Doç. Dr. Leyla Gülseren’e sorduk.

Özgecan’ın vahşice katledilmesinden sonra Türkiye’nin geldiği bu cinnet halini ve kadın cinayetlerinin neden arttığını Psikiyatrist Dr. Agah Aydın’a sorduk:

BİZE NE OLDU?

Sadece münferit bu olay üzerinden değil şiddet olayı her alanda arttı. Sadece kadına yönelik değil. Çok uzun süredir 1980’den beri devlet eliyle yürütülen bir şiddet var Güneydoğu’da. Onbinlerce insan öldü. Binlerce asker öldü. Şiddet gören insanlar da şiddete eğilimli oluyorlar. Bunu anlamak çok güç değil bizim ülkede.

KADINA YÖNELİK ŞİDDET NEDEN ARTTI?

Kadına yönelik şiddet neden arttı, onun farklı nedenleri var tabi. Kadını mal olarak görmek, kadını alınıp satılabilen bir mal olarak gördüğünüzde onu yalnız yakaladığınızda ‘tecavüz edebileceğiniz’ anlamına geliyor. Onu insan olarak algılamayan kişi bunu kolaylıkla yapabilir. Nasıl ki otomobilini alıp uçurumdan aşağıya atabiliyorsa kadını gördüğünde bunu kolaylıkla yapabiliyor.

“DÜNYADAKİ TAŞINMAZLARIN SADECE YÜZDE 1’İ KADINLARDA”

Bunu kolaylaştıran bir unsur daha var; mülkiyetle ilgili bir neden var. Dünyadaki taşınmazların sadece yüzde 1’i kadınlarda. Dünyadaki sermayenin sadece yüzde 10’u kadınlarda. Kadın fiziksel güçsüz olduğu için değil ekonomik olarak güçsüz olduğu için buna maruz kalıyor. Kadınların gördüğü şiddetin en büyük nedeni yoksul olmaları ekonomik bağımsızlıklarının olmaması. Bu da onların tacize, saldırıya maruz bırakıyor.

“HER TÜRLÜ İKTİDAR, İKTİDARI ELİNDEN ALINDIĞINDA…”

Bir üçüncü neden; her türlü iktidar iktidarı elinden alındığında öfkeye kapılır. Saldırganlaşabilir. Her iktidar sahibi bunu yapmayabilir ama evde anne baba, okulda öğretmen, askerde Subay. Ve insanlar bunu öğreniyorlar. Daha sonra kendisi de iktidarsızlaştırıldığında, engellendiğinde buna başvurabiliyor. Bunu hem görerek öğreniyor hem de bir sorun çözümü olarak öğreniyor.

“12 EYLÜL’ÜN HESABI SORULMADI, SUSURLUK’UN HESABI SORULMADI”

Şiddetin en önemli nedeni 30 yıldır ülkede uygulanan bir şiddet var. Bu şiddet uygulayan iktidar sahibi bu elinden alındığında saldırganlaşabiliyor. Güçlü olanın haklı olduğu bir düzende yaşıyoruz. Mesela bir çok şeyin hesabı sorulmadı. 12 Eylül’ün hesabı sorulmadı, Susurluk’la yüzleşmedik. Ve bunlar şiddet üretiyor. İnsanlar olayları şöyle kanıksıyor: Demek ki güçlüysen suçda işlesen başına bir şey gelmiyor. Mevcut ekonomik sistemde köşeye sıkışan kadınlar, çocuklar, erkekler de kolaylıkla suç işleyebiliyorlar. Kadınlar da çocuklar da şiddet uygulayabilir. Kadınlar ve çocuklar toplumda çok güçlü gruplar olmadıkları için daha çok bu tarz olaylara maruz kalıyorlar. Eğitim sisteminde dili değiştirebilirsiniz. Mesela son yaşanan olayı bile basın olayın pornografik ve erotik noktasını ele alıyor. Bu sonuç sürpriz değil.

İnsanlar espri yaparken ‘AMK’yı cümlelerinin sonuna ekleyebiliyorlar. Bu kadar seksist bir yapının olduğu ülkede şiddet niye bu kadar arttı sorusunun cevabı çok açık.

 

 

 

psikiyatr

Psikiyatr Dr. Agah Aydın

‘Sevişilecek bir Madonna, sevilecek bir Kutsal Meryem’

‘Sevişilecek bir Madonna, sevilecek bir Kutsal Meryem’

Aydın: “Sevgiyi paylaştığı ailesi tarafından cinselliği kınanan çocuklar, sevdikleri insanla cinselliği yaşayamıyor” diyor. Aydın; o çocukların ileride sevişilecek bir Madonna, sevilecek bir Kutsal Meryem arayacağını söylüyor

Psikiyatr Dr. Agah Aydın ile ilişkilerde cinselliğin yerini, tek gecelik ilişkilerin neden arttığını, “hiç aşık olamıyorum” diyenlerin sorununu, cinsellikte fantezilerin yerini konuştuk.

Günümüzde ilişkilerin temelinde cinsellik mi var?
Evet. İnsanın temel arzusu ötekinin gözünde var olmaktır. Karşımızdakinin yalnızca bizi arzuladığına inandığımız en net an olduğu için seksi önemsiyoruz. Salt mekanik bir cinsellik insanı tatmin etmiyor. Yoksa 100 dolar vererek birlikte olduğu bir seks işçisi insanı mutlu ederdi.

 Kaçan her zaman kovalanır mı?
Kaçan kovalanmaz. Modern toplumda insan, yalnızlaştırıldığı için yetersizlik duygusu arttı. Bu nedenle yetersiz kişi kaçanı kovalıyor. Birisi ona yaklaşınca “Yetersizliğim ortaya çıkacak” diye korkuyor. Bundan farklı olarak histerik kişilik bozukluğu olanlar da cinselliği yaşamaktan korktukları için kaçanı kovalar.

 Tek gecelik ilişkiler neden artıyor?
İnsan doğası gereği bir başkasıyla yakınlaşmaya, bir ve birlikte olmaya ihtiyaç duyar. Ancak bireyselleşen toplumda bencilleşen insan hep almak istiyor. Her insanın zevkleri, istekleri farklı olduğu için de karşısındakiyle sürekli çatışıyor. Çözümü tek gecelik ilişkilerde arıyor.

 Uzun ilişkilerin sırrı ne?
Çatışma anlarında fedakârlık gösterebilen, partnerinin de duygularını, isteklerini, arzularını önemseyen kişilerin ilişkileri uzun sürüyor. Çünkü ilgi flört halini sürekli kılıyor.

“Evlilik aşkı öldürmez”

Evlilik aşkı öldürür mü?
Asla öldürmez. Flört, nişanlılık, birlikte yaşamak, evlilik gibi adların bir önemi yok. Ama bazı kişiler evlenince karşısındakini insan yerine koymamaya başlıyor. Eşine “Bu zaten benim malım oldu artık” mantığıyla bakıyor. Hiçbir insan nesneleştirdiği biriyle aşkı, cinselliği yaşayıp mutlu olamaz.
 Cinsel sorunların suçlusu ilişki midir?
Erken boşalma, sertleşememe, orgazm bozuklukları gibi sorunların hemen hemen tamamı partnerler arasındaki ilişkideki sorunlarından veya psikolojik bozukluklardan kaynaklanıyor.

“Cinsel sorunlarda çocukluğa inmeli”

Cinsel problemi olanların çocukluğuna mı inmek gerekiyor?
Aslında evet. Anne ve baba çocuğuna sevgisini hissetirememiş ve onun sevgisinin kıymetli olduğunu gösterememişse, ileride o çocuklar sevemiyor ve bir başkasının sevgisini kabul edemiyor. Ayrıca, ailelerin çocuklarıyla kurdukları şefkat ilişkisinde cinselliği kınamamaları gerekir. Yoksa o çocuklar sevgi ve aşk duyduğu bir kişiyle evlenir ama cinselliği yaşayamaz. Cinselliği yaşadığı bir kişiye de sevgi ve şevkat duyamaz. Yani sevişilecek bir Madonna, bir de sevilecek Kutsal Meryem arayan mutsuz çocuklar yetiştirmiş olurlar.

 “Hiç aşık olamıyorum” diyen insanların sorunu ne?
Aşık olamayan kişi henüz insanlaşma sürecini tamamlamamıştır. Çünkü aşık olmak benlik sınırlarını açmak demek. Sınırlar açıkken de ihlal edileceğim korkusunu yaşamayacak kadar kendinize güvenmeniz ve inanmanız gerekir. Başkasına bağımlı olan, ötekinin beğenisine çok şiddetli bir şekilde ihtiyaç duyan biri gerçek anlamda aşık olamaz.

“Fantaziler sağlıklı bir  ilişkinin vazgeçilmezidir”

 Fantaziler ve vajinal seks dışındaki birliktelikler sağlıklı mıdır?
Partnerlerin her ikisi de cinsel eyleme karar verecek akli yeterliliğe sahipse bu eylem her iki tarafın da rızası ile gerçekleşiyor ve üçüncü bir kişiye zarar vermiyorsa sağlıklıdır. Fantaziler, fetişzm, eşcinsel ilişki, anal seks, oral seks iki tarafın da rızası ile yapılıyorsa normal kabul edilir. Hatta fanteziler ve tarafların hazzını yükseltecek eylemler sağlıklı bir ilişkinin vazgeçilmez koşuludur.

 “Muhteşem bir seks” için neler gerekir?
İki tarafın birbirini sevdiği, saygı duyduğu, iki kişinin dünyasından oluşan ve o dünyaya bir üçüncünün yasalarının, kurallarının girmediği, fantezilerin ve isteklerin konuşulabildiği bir ilişkidir. Cinsellik genellikle konuşulabilir bir şey değilmiş gibi yaşanır. Ama partnerlerin birbirlerine neden haz aldıklarını sorması ilişkinin büyüsünü bozmaz, aksine daha yüksek doyum alacakları bir ilişkinin kapılarını aralar.

 

sabah.com.tr

Şiddetle akıl hastalığı arasında bir bağ yok

  • 21.10.2012
Psikiyatrist Dr. Agâh Aydın
Dr. Aydın, akıl hastalarıyla, sağlıklı bireylerin şiddet olaylarına eşit uzaklıkta olduğunu ve doktor akıl hastalığı teşhisi koyana kadar Cem K.’ya hasta değil, katil zanlısı demek gerektiğini söylüyor

Şiddetle akıl hastalığı arasında bir bağ yok

– Fatmanur cinayetini işleyen Cem K. sizce akıl hastası mı?
– Bu adama hasta değil diyemezsiniz, ama hasta da diyemezsiniz. Olayın işleniş biçimi, cinayetin vahşeti o kişinin akıl hastası olduğunu göstermez. Aramızda vicdansızlar yok mu? Mesela yetim yurduna gelen parayı kendi hesabına geçiren, oradaki çocukların aç kalmasına neden olan adam akıl hastası mı? Hayır, vicdansız… Mesele insanileşmekle ilgili, kötü insan diyebilirsiniz, ahlaksız diyebilirsiniz, katil diyebilirsiniz ama akıl hastası diyebilmeniz, için o kişiyi muayene etmeniz gerekiyor. O kişinin hasta çıkma ihtimali sizin, benim hasta olma ihtimalimiz kadar.

– Bazı psikiyatristler açıklama yaptı; ‘Bu adam hasta,’ diye.
– Bu meselelerin medyada konuşulması ile ilgili ciddi bir sorun var. Psikiyatristler çıkıyor ve tanı koyuyorlar, ‘Bu adamın psikolojisi, hastalığı budur,’ diyorlar. Bir kere hastan olmayan biri ile ilgili böyle uzaktan, muayene etmeden tanı koyamazsın. Hem bilimsel hem de etik değil. Eğer hastansa zaten onun hakkında konuşamazsın. Biri onu muayene edip akıl hastası diyene kadar o adam katil zanlısıdır.

– Peki neden akıl hastası demekte ısrar ediliyor?
– Böyle bir cinayet işleyen insana akıl hastası diyerek ceza verilmesini engelliyorsunuz. ‘O caniye ceza verme, muayene olsun, ilacını ver gönder,’ diyorsunuz. Aslında daha ağır cezalandırayım derken ödüllendirmiş oluyorsunuz, masumlaştırıyorsunuz. Ve akıl hastalarına ayıp etmiş oluyorsunuz. Cinayet işleyen bu adama hasta demek bizi rahatlatıyor. Çünkü biz karşımızdaki iyi insanı kendimizdeki iyi yanlardan, kötü insanı da aynı şekilde kendimizdeki kötü yanlardan tanıyoruz. İnsan kötücül bir varlık. Dolayısıyla ona hasta demediğimiz zaman, o şiddetle yüzleşmek zorunda kalacağız. Cani demek hepimizin kolayına geliyor.

– Şiddet göstermek bir hastalık değil midir?
– Araştırmalar gösteriyor ki sağlıklı bireylerle, akıl hastaları arasında şiddet olaylarına karışma oranı neredeyse eşit. Şiddetin hastalıkla bağı olmadığına dair çok kanıt var. Şiddetin sosyo-ekonomik nedenleri ve psikolojik boyutu var. Hem devletin hem de bizim komşu olarak bu olayda sorumluluğumuz var. Bu sorumluluk ağır, yerine getirmemek için bu adama hasta diyoruz. Çünkü eğer hasta değilse bize düşen görevler var. Oysaki mağdur: ‘Bana tecavüz ettiler, beni öldürdüler hakkımı koruyun,’ diyor bize.

– Nedir o yapmamız gerekenler?
– Devlet olarak, insanların ekonomik sorunlarını gidereceksin, iş vereceksin, sosyal ortamlar hazırlayacaksın.

– Hasta değil, ahlaksız mı demeliyiz?
– Bugün Kars’ta kadın döven adamların sayısı İstanbul’a göre daha fazla; İstanbul’da kadın döven adamların sayısı da Amsterdam’dan fazla. Bu şunu gösteriyor; ekonomik durum ve eğitimi düzelttiğinizde şiddet azalıyor, ortadan kalkıyor.

– Cezai ehliyet ne zaman geçerli?
-Akıl hastalığı zamanı, mekanı, gerçeği algılayamama durumudur. Ruhsal sıkıntı, kişilik bozuklukları akıl hastalığı değildir, çünkü gerçekliğin farkındadır onlar. Ve cezai ehliyeti vardır. Anti-sosyal kişilik bozukluğu olan biri profesör, milletvekili olabilir, bu kişinin bir engeli yok.

– Suça eğilimli kişilerin ortak özellikleri var mı?
-Var. Ama bunlar bakınca anlaşılan özellikler değil. Yani kolay değil bize zarar verebilecek kişiyi tanımak. Bu insanlarla birlikte yaşıyoruz.

 

 

——————————————————————————————

 

 

agah aydın, radikal

En çok kadın pratisyen hekimler şiddet görüyor

14/04/2011 16:03

Türkiye Psikiyatri Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Agah Aydın, hekimler arasında şiddete en çok kadın pratisyen hekimlerin maruz kaldığını söyledi.
En çok kadın pratisyen hekimler şiddet görüyor

Türkiye Psikiyatri Derneği 15. Bahar Sempozyumu, Antalya‘nın Belek beldesinde başladı. Dernek Yönetim Kurulu Üyesi Aydın, sempozyum kapsamında düzenlenen basın toplantısında yaptığı konuşmada, hekimlerin küfür ve hakaret, aşağılayıcı davranış, sözel veya yazılı tehdit davranışları, darp, yaralama, hatta ölümle sonuçlanan fiziksel şiddet olaylarıyla karşılaştığını belirtti.

Bu olayların giderek arttığını savunan AydınIsparta-Burdur Tabip Odasının yaptığı araştırmaya göre, çalışma yaşamları boyunca en az bir defa şiddet içeren olaya tanık olduğunu söyleyen sağlık çalışanı oranının yüzde 96 olduğunu, bunların yüzde 64’ünün de en az bir defa şiddete maruz kaldığını ifade etti.

ŞİDDET HASTA YAKINLARINDAN GELİYOR
Şiddet uygulayanların yüzde 86’sının hasta ve hasta yakını olduğunu belirten Aydın, sadece hastaların uyguladığı şiddetin oranının ise yüzde 6 olduğunu kaydetti. Şiddet uygulayanların yüzde 54’ünün hasta yakını olduğuna dikkati çeken Aydın, idarecilerin uyguladığı şiddetin ise yüzde 14 oranında olduğunu ifade etti. Aydın, “Pratisyen, uzman ya da asistan olsun her grupta şiddete maruz kalma oranı kadınlarda erkeklerden çok daha fazladır. En fazla şiddete maruz kalan grup ise yüzde 81 ile kadınpratisyen hekimlerdir” dedi.

İstanbul‘da yapılan bir araştırmaya göre de sağlık çalışanlarının tamamının çalışma hayatları boyunca en az bir kez sözlü saldırıya, yüzde 87’sinin ise fiziksel saldırıya uğradıklarını dile getirdiklerini söyledi. Bu araştırmada, hemen her gün fiziksel ya da sözel saldırıya uğradığını söyleyenlerin oranının yüzde 29 olarak saptandığını vurgulayan Aydın, “Bunların polise bildirilme oranı yüzde 40, dava açılma oranı yüzde 33 olarak belirlenmiştir” dedi.

Aydın, hekimlerin “işlerini kaybetme, tekrarlayan saldırılara karşı güvenliklerinin sağlanamayacağı ve kendilerine yönelik husumete yol açmama” gibi kaygılarla bireysel davacı olmaktan kaçındıklarını dile getirdi.

ŞİDDETİN EN ÖNEMLİ NEDENİ EKONOMİK SIKINTILAR
Hekimlerin yüzde 78’inin toplumda şiddetin yaygınlaşmasının en önemli ilk üç sebebi olarak ekonomik sıkıntıları, sosyo-kültürel ve eğitim problemlerini gösterdiklerini ifade edenAydın, “Tüm nedenler arasında toplumda şiddetin en fazla yaygınlaşma sebebi olarak yüzde 35 ile ekonomik sıkıntılar dile getirilmiştir” diye konuştu. Dernek Başkanı Doç. Dr. Doğan Yeşilbursa da son 4 ay içinde sadece psikiyatristler arasında bir kişinin kalbine yakın bir yerden bıçaklandığını, bir kişinin de ofisinde silahlı saldırıya uğradığını söyledi.

Prof. Dr. Selçuk Candansayar da sağlıkta sürekli bir katkı payının gündeme geldiğini belirterek, “SGK’nın da dayatmalarıyla hekimler istedikleri ilaçları istedikleri gibi yazamıyor. Hekimler Sağlık Bakanlığının ve SGK’nın dayattığı hizmeti o şekilde sununca dayak yiyorlar” dedi. (AA)

Türkiye Psikiyatri Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Agah Aydın, hekimler arasında şiddete en çok kadın pratisyen hekimlerin maruz kaldığını söyledi.

Türkiye Psikiyatri Derneği 15. Bahar Sempozyumu, Antalya’nın Belek beldesinde başladı. Dernek Yönetim Kurulu Üyesi Aydın, sempozyum kapsamında düzenlenen basın toplantısında yaptığı konuşmada, hekimlerin küfür ve hakaret, aşağılayıcı davranış, sözel veya yazılı tehdit davranışları, darp, yaralama, hatta ölümle sonuçlanan fiziksel şiddet olaylarıyla karşılaştığını belirtti.

Bu olayların giderek arttığını savunan Aydın, Isparta-Burdur Tabip Odasının yaptığı araştırmaya göre, çalışma yaşamları boyunca en az bir defa şiddet içeren olaya tanık olduğunu söyleyen sağlık çalışanı oranının yüzde 96 olduğunu, bunların yüzde 64’ünün de en az bir defa şiddete maruz kaldığını ifade etti.

ŞİDDET HASTA YAKINLARINDAN GELİYOR
Şiddet uygulayanların yüzde 86’sının hasta ve hasta yakını olduğunu belirten Aydın, sadece hastaların uyguladığı şiddetin oranının ise yüzde 6 olduğunu kaydetti. Şiddet uygulayanların yüzde 54’ünün hasta yakını olduğuna dikkati çeken Aydın, idarecilerin uyguladığı şiddetin ise yüzde 14 oranında olduğunu ifade etti. Aydın, “Pratisyen, uzman ya da asistan olsun her grupta şiddete maruz kalma oranı kadınlarda erkeklerden çok daha fazladır. En fazla şiddete maruz kalan grup ise yüzde 81 ile kadınpratisyen hekimlerdir” dedi.

İstanbul’da yapılan bir araştırmaya göre de sağlık çalışanlarının tamamının çalışma hayatları boyunca en az bir kez sözlü saldırıya, yüzde 87’sinin ise fiziksel saldırıya uğradıklarını dile getirdiklerini söyledi. Bu araştırmada, hemen her gün fiziksel ya da sözel saldırıya uğradığını söyleyenlerin oranının yüzde 29 olarak saptandığını vurgulayan Aydın, “Bunların polise bildirilme oranı yüzde 40, dava açılma oranı yüzde 33 olarak belirlenmiştir” dedi.

Aydın, hekimlerin “işlerini kaybetme, tekrarlayan saldırılara karşı güvenliklerinin sağlanamayacağı ve kendilerine yönelik husumete yol açmama” gibi kaygılarla bireysel davacı olmaktan kaçındıklarını dile getirdi.

ŞİDDETİN EN ÖNEMLİ NEDENİ EKONOMİK SIKINTILAR
Hekimlerin yüzde 78’inin toplumda şiddetin yaygınlaşmasının en önemli ilk üç sebebi olarak ekonomik sıkıntıları, sosyo-kültürel ve eğitim problemlerini gösterdiklerini ifade eden Aydın, “Tüm nedenler arasında toplumda şiddetin en fazla yaygınlaşma sebebi olarak yüzde 35 ile ekonomik sıkıntılar dile getirilmiştir” diye konuştu. Dernek Başkanı Doç. Dr. Doğan Yeşilbursa da son 4 ay içinde sadece psikiyatristler arasında bir kişinin kalbine yakın bir yerden bıçaklandığını, bir kişinin de ofisinde silahlı saldırıya uğradığını söyledi.

Prof. Dr. Selçuk Candansayar da sağlıkta sürekli bir katkı payının gündeme geldiğini belirterek, “SGK’nın da dayatmalarıyla hekimler istedikleri ilaçları istedikleri gibi yazamıyor. Hekimler Sağlık Bakanlığının ve SGK’nın dayattığı hizmeti o şekilde sununca dayak yiyorlar” dedi. (AA)

 

——————————————————————————————

 

 

 

Spordaki şiddetin nedeni: Sosyal yaşam

Spor camiasının içinde yer alan yazar, psikiyatrist ve hukukçulardan oluşan uzmanlar yaşanan şiddet olaylarının arkasında insanların psikolojik rahatlama anlayışının ve medyadaki şiddet dilinin hakim olduğunu belirtti.

 

Sercan Meriç

Cumhuriyet–  PsikiyatristAgâh Aydın sorunun temelinde sosyal hayattaki şiddetin egemen olduğunu belirtirken, spor hukukuuzmanı avukat Alpay Köse de, spor karşılaşmalarına giden insanların bunu bir rahatlama aracı olarak gördüğünü söyledi. Uzmanlar sorunun çözümünün toplumsal hayattaki tramvanın çözülmesi ile mümkün olabaleceğini vurguladı.

Başta futbol olmak üzere özellikle spor medyasında patlatılan “transfer bombaları”, “golcü harekatları” ve “füze gibi goller” terimleri izleyicilerin bilincinde şiddeti içselleştirirken, eğitim ve sosyal hayattaki aksaklıklar ile yöneticilerin tahrik edici söylemleri, sporun “fair-play”ruhunu derinden yaralıyor.

İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nün bilgilerine göre, 6222 sayılı Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanun’un 14 Nisan 2011 yılında yürürlüğe girmesinden sonra yaşamını yitiren taraftar bulunmamakta, ancak İstanbul ili sınırları içerisinde gerçekleştirilen spor mübasakalarında 2011 yılında 395, 2012 yılında 668, 2013 yılında 40 olmak üzere son üç yılda bin 113 kişi hakkında kanunun 18. maddesi doğrultusunda spor müsabakalarından men kararı alındı.

Kanunun 23. maddesi doğrultusunca 917 kişinin cezası mahkeme ve savcılık tarafından kaldırıldı, 96 kişinin cezası ise devam ediyor. Psikiyatrist Agâh Aydın sorunun temelinde sosyal hayattaki şiddetin olduğunu söyleyerek, şiddetin ailede başladığını ve kişinin büyüdüğünde herhangi sorunla karşılaştığında bu şiddeti kullandığını belirtti.

Aydın, insanların kendisini varabileceği bir alan bulamadığı için gruplara ve cemaatlere dahil olduğunu ve “Beşiktaşlılar, Fenerbahçeliler, Galatasaraylılar şeklinde gruplara dahil olanlar, bu gruplara yönelik oluşan olumsuz bir durumlarda şiddete başvuruyor. Yani rakip takım bir gol attığında, kişinin sosyal hayatı tehlikeye giriyor” dedi.

Medyanın sorunun bir parçası olmakla birlikte asıl sorumlu olmadığını vurgulayan Aydın, “Devlet başta olmak üzere medyadan önce birçok sorumlu var. Sorunlar karşısında akla polisiye tedbirler geliyor, ancak bunlar işe yaramaz. Sosyal hayattaki, eğitimdeki olumlu gelişmeler sorunun çözümü için iyi olabilir. Kişi, ailede, ilkokulda ve iş hayatında şiddetle tanıştırılmamalı. Darbelerle anılan toplumumuzun tramvatik yönleri iyileştirmelir. Eğitimle birlikte şahıslarda sağlıklı bir kişilik oluşturulmalı ve sosyal yönü kuvvetli olmalı. Kişi sanatta, sporda, siyasette ve yaşamın her alanında birey olarak kendisini olumlamalı” diye konuştu.

 

Ceza alabileceklerini bilmeleri gerekiyor

Spor hukukçusu avukat Alpay Köse de, toplumda spor sahalarına giderek stres atmak ve rahatlamak gibi bir anlayışın olduğuna dikkat çekti. Köse, “Öncelikli toplumun ve sporseverlerin, spor müsabakalarında yapacakları şiddet eylemleri karşısında ceza alacaklarını bilmeleri gerekiyor” dedi.

6222 sayılı Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanun’un yürürlüğe ilk girdiğinde etkili olduğunu, ancak daha sonra yasa üzerinde yapılan değişikliklerle yaptırım gücünün azaldığının altını çizen Köse şöyle davem etti: “6222 yasanın 22. maddesi medyaya ilişkin, ancak şiddeti önlemekten ziyade bazı basın mensuplarını susturmaya yönelik. Madde, suç unsuru içermese de şiddete sebep olabilecek söylemlerin cezalandırılması gibi hukuk mantığına çok ters bir tanımlama mevcut. Yasanın şimdiki haliyle etkili olmadığını görüyoruz. Sorunun çözümü için hukuk mantığına daha uygun maddeler yasalaştırılmalı, suç işlemiş ve şiddete katılmış taraftarlar, ağır yaptırımlarla cezalandırılmalı. Yöneticiler için de TFF’nin yaptırım uygulaması ve suça, şiddete teşvik edici dil kullanan yöneticiler, federasyon tarafından maddi ve manevi cezalandırılmalı. Örneğin, yöneticilik hakkı elinden alınmalı. Ayrıca UEFA ve AB şiddet, ırkçılık ve şike eylemleri konusunda ortak bir çalışma yapıyor. Spordaki şiddetin temelinde hatalı örgütlenme ve yöneticilerin rant elde etmesi yer alıyor. Bu kişilerin spordan uzaklaştırılmadığı sürece sorunun çözülemeyeceğini görüyoruz”

 

Medya şiddeti kışkırtıyor

Sporda şiddet olaylarına ilişkin konuştuğumuz spor yazarı Tanıl Bora, basının şiddeti körükleyici bir dil kullandığını söyledi. Bora, “Basın, polisin tariflerine sorgusuz sualsiz uyuyor. Medya, skandallaştırmayı sever. Basın, taraftar örgütlerine herhangi bir yöneticinin sözü kadar değer vermiyor. Futbolun tabiatında şiddet dili var. Bu oyun icat edildiğinden itibaren, hep askeri mecazlarla konuşuldu. Buna örnek olarak “transfer bombaları”, “golcü harekatları” ve “füze gibi goller” deyimleri gösterilebilir. Futbolun, dünya çapında oynanmaya başlandığı dönem, dünya savaşı dönemiydi. Sonrasında da milliyetçi rekabetin bir sahnesi olarak futbolda militarist dil hep revaçtaydı. Medya da bunu büyük bir zevkle kışkırttı. Bu kötü geleneğin farkında olarak, kendini sürekli çimdikleyerek konuşmak zorunda basın. Klişelerden kaçınmaya çalışmalı ve sporun cazibesine, hayranlık uyandıran yanına bakan bir dil kurmalı” dedi.

http://www.cumhuriyet.com.tr/?hn=414056&kn=17&ka=4&kb=17

——————————————————————————————

30 Nisan 2013

 

http://gundem.milliyet.com.tr/iki-hekimden-biri-siddet-magduru/gundem/gundemdetay/20.06.2011/1404450/default.htm?ref

İki hekimden biri şiddet mağduru

Hekimlerin yüzde 64’ü çalışma yaşamlarında en az bir kez şiddete uğruyor. Şiddet uygulayanların yüzde 54’ü hasta yakını, yüzde 14’ü idareci

AYŞEGÜL AYDOĞAN İstanbul

Türkiye Psikiyatri Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Agah Aydın, hekimlerin yüzde 64’ünün meslek hayatları boyunca en az bir kez hasta veya hasta yakınlarının şiddetine maruz kaldığını söyledi. Gazi Üniversitesi Psikiyatri Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Selçuk Candansayar da doktorların karşılaştığı kötü muamelede sağlık politikaları ve yapılan açıklamaların da etkisi olduğunu söyledi.

Kadın doktor daha mağdur
IspartaBurdur Tabip Odası’nın araştırmasına göre, doktorların yüzde 96’sının çalışma yaşamları boyunca en az bir defa şiddet içeren bir olaya tanık olduğunu söylediğini belirten Aydın, şiddeti uygulayanlar arasında hastaların oranının yüzde 6 olduğunu kaydetti. Şiddet uygulayanların yüzde 54’ünün hasta yakını olduğuna dikkati çeken Aydın, idarecilerin uyguladığı şiddetin ise yüzde 14 oranında olduğunu ifade etti.

Kadın doktorların erkek meslektaşlarına oranla şiddete daha çok maruz kaldıklarını belirten Aydın, “Pratisyen, uzman ya da asistan olsun her grupta şiddete maruz kalma oranı kadınlarda erkeklerden çok daha fazladır. En fazla şiddete maruz kalan grup yüzde 81 ile kadın pratisyen hekimlerdir” dedi.  Aydın, İstanbul’da yapılan bir araştırmaya göre de sağlık çalışanlarının tamamının çalışma hayatları boyunca en az bir kez sözlü saldırıya, yüzde 87’sinin ise fiziksel saldırıya uğradıklarını dile getirdiklerini söyledi.
Husumet endişesi yaşanıyor
Bu araştırmada, hemen her gün fiziksel ya da sözel saldırıya uğradığını söyleyenlerin oranının yüzde 29 olarak saptandığını vurgulayan Aydın, “Bunların polise bildirilme oranı yüzde 40, dava açılma oranı yüzde 33 olarak belirlenmiştir” diye konuştu. Aydın, hekimlerin “işlerini kaybetme, tekrarlayan saldırılara karşı güvenliklerinin sağlanamayacağı ve kendilerine yönelik husumete yol açmama” gibi kaygılarla bireysel davacı olmaktan kaçındıklarını dile getirdi.

‘Hekim günah keçisi gibi’
Gazi Üniversitesi Psikiyatri Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Selçuk Candansayar da doktorların karşılaştığı kötü muamelede sağlık politikaları ve yapılan açıklamaların da etkisi olduğunu söyledi. Hekimlerin günah keçisi olarak gösterildiğini ifade eden
Candansayar, şunları söyledi:
SGK’nın dayatmalarını uygulayan hekimler hastalardan dayak yiyorlar. Kamuoyunda ‘Ben istediğim doktora gidebileceğim, istediğim kadar hizmet alabileceğim’ gibi bir algı var. Sağlık hizmeti ücretsiz olmaktan çıkmış durumda. Hekimler artık istediği ilacı istediği şekilde yazamıyor.
Eskiden olası riskleri belirlemek için farklı branşlardan tahlil istenebiliyordu. Şimdi sadece kendi branşıyla ilgili tahlilleri isteyebiliyoruz. Bu da kaliteyi düşürüyor.”

 

 

——————————————————————————————

 

 

 

 

Konferans: “Motivasyonel İletişim Teknikleri” (Okul ve okul öncesi öğrencileri ile ilişki içinde olan öğretmenler, yöneticiler, psikologlar ve veliler için)

Dr. Agah Aydın; Ordu, Fatsa 29 Mayıs 2011, Saat: 13:00

http://www.gunesgazetesi.net/haberler/2088/3379/motivasyon-iletisim-teknikleri-konferansi-verildi.html

 

——————————————————————————————

 

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

http://www.yeniozgurpolitika.org/?bolum=haber&hid=70015

Agah Aydın, söyleşi, 3 Mayıs 2011

 

——————————————————————————————

 

Antalya Cağdaş Hekimler

Ana Gündem  Yazılar  Sağlık politikaları  …TSMler apatılıyor..-Agah Aydın

…TSMler apatılıyor..-Agah Aydın

Pazar, 14 Kasım 2010 17:46 Çağdaş Hekimler

HALK SAĞLIĞI HİZMETLERİ SAĞLIK BAKANLIĞI’NIN GÜNDEMİNDEN ÇIKARILDI

TOPLUM SAĞLIĞI MERKEZLERİ KAPATILIYOR

Sağlık hizmetlerinin eksiksiz yürütülmesi ve toplumun tamamını kapsayabilmesi, sağlığa bütüncül bir yaklaşım gösteren ve bütüncül sağlık hizmetini amaçlayan kurumlar varsa mümkündür. Ülkemizde yıllardan beri bulaşıcı hastalıklar ve çeşitli çevre felaketleri geniş bir çerçevede ele alınması gereken önemli halk sağlığı sorunları olmuştur. Koruyucu ve birinci basamak sağlık hizmetlerinin bütünü sağlık ocakları, dispanserler (Verem Savaş, Sıtma Savaş) gibi kurumlar tarafından üstlenilmiş ve geçmiş yıllarda çok önemli hizmetler vermişlerdir. İkinci ve üçüncü basamak tedavi hizmetleri ise birinci basamak da verilen koruyucu sağlık hizmetlerinin üstüne bina edilmesi gerektiği ilkesinden hareketle daha çok üniversite ve devlet hastanelerinde olmak üzere özel hastanelerinde katkısıyla sunulması gereken bir hizmet türü olarak planlanmış ve yapılandırılmıştı.

Ancak Sağlıkta Dönüşüm Programı çerçevesinde başlatılan “sağlığı” yeniden inşa girişimiyle; yeterli planlama yapılmadan ve nitelikli insan gücü yetiştirilmeden Aile Hekimliği modelinin pilot uygulamaları çerçevesinde birçok ilde sağlık ocaklarının kapatılması, hastalarımızın ödediği katkı/katılım paylarının arttırılması, sağlık çalışanlarının özlük haklarının gaspı, hekimlerin sözleşmeli olmaya zorlanması, performans sistemi, özel hastanelerin yaygınlaştırılması, kamu hastanelerine kaynak aktarımının azaltılması gibi kamu sağlığını tehlikeye atan bir dizi uygulama yürürlüğe konarak, başta birinci basamak sağlık hizmetleri olmak üzere ülkemizdeki sağlık sistemi tam bir kaosa sürüklenmiştir. Son olarak, sürdürülen sağlık reformları çerçevesinde Toplum Sağlığı Merkezleri’nin sayılarının azaltılması, sağlık sisteminde ki odak değişiminin ve diğer dönüşümlerinde yönünü belirler niteliktedir. Bu dönüşümün tamamlayıcısı sayılabilecek sırada bekleyen Kamu Hastane Birlikleri yasa tasarısı ise devletin sağlık hizmetlerinden tamamen çekileceğinin en gerçek kanıtı ve son halkasıdır.

TOPLUM SAĞLIĞI MERKEZLERİ’NİN GÖREVLERİ

Sağlıkta Dönüşüm Programı’nın önemli bir parçası olan Aile Hekimliği modeliyle birlikte, bu önemli hizmetler Toplum Sağlığı Merkezleri’ne devredilmiştir. Toplum Sağlığı Merkezleri Kurulması Ve Çalıştırılmasına Dair Yönerge’nin 4. Maddesinin (1). bendinde; Toplum Sağlığı Merkezi, “bölgesinde yaşayan toplumun sağlığını geliştirmeyi ön plana alarak sağlıkla ilgili risk ve sorunları belirleyen, bu sorunları gidermek için planlama yapan ve bu planları uygulayan, uygulatan; birinci basamak koruyucu, iyileştirici ve rehabilite edici sağlık hizmetlerini müdürlüğün sevk ve idaresinde organize eden, bu hizmetlerin verimli şekilde sunulmasını izleyen, değerlendiren ve destekleyen, bölgesinde bulunan sağlık kuruluşları ile diğer kurum ve kuruluşlar arasındaki koordinasyonu sağlayan sağlık kuruluşu” olarak tanımlanmaktadır.

İlgili yasal mevzuatta, Toplum Sağlığı Merkezleri’nin sunması veya sunulmasını sağladığı hizmetler ise; a) İdari ve mali işler, b) Kayıt ve istatistik, c) Plan ve program yapma, ç) Üniversitelerle işbirliği, d) İzleme ve değerlendirme, e) Bulaşıcı hastalıkların kontrolü, f) Bulaşıcı olmayan hastalıkların kontrolü, g) Üreme sağlığı hizmetleri,  ğ) Ulusal programlar, h) Adli tıp hizmetleri, ı) Acil sağlık hizmetleri, i) Kaza ve yaralanmalardan korunma hizmetleri, j) Görüntüleme ve laboratuvar hizmetleri, k) Çevre sağlığı hizmetleri, l) İş sağlığı ve güvenliği hizmetleri, m) Afet hizmetleri, n) Sağlığın geliştirilmesi ve teşviki, o) Sağlık eğitimi hizmetleri, ö) Toplu yaşam alanları ve okul sağlığı hizmetleri, p) Sosyal hizmet çalışmaları yapmak olarak sayılmıştır.

Toplum Sağlığı Merkezleri yukarıda sayılan işlevleri göz önüne alındığında, -belirlenen ilkeler doğrultusunda gerçekleştirildiği takdir de- toplumun sağlığını geliştirecek ve korumayı ön plana alarak sağlıkla ilgili risk ve sorunları belirleyecek, bu sorunları gidermek için planlama yapacak, bu planları uygulayacak olmasından dolayı sağlık sistemimizin vazgeçilmez ve en temel unsurlarıdır. Ne yazık ki bu ve buna benzer tüm kurumlar, Sağlıkta Dönüşüm Programı’na kamuoyu nezdinde sahici bir görüntü kazandırmak için yasa ve yönetmeliklerde isimleri ve işlevleri korunan ancak kaynak aktarılmayarak, nitelikli ve yeterli sayıda personelden mahrum bırakılarak hatta son yönerge ile sayıları azaltılarak işlevsiz hale getirilmektedirler.

 

Nitekim Sağlık Bakanlığı Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü’nün yaptığı 21 Eylül 2010 tarihli yönerge değişikliğiyle söz konusu yönergeye geçici bir madde eklenerek her ilçede bir Toplum Sağlığı Merkezi kalmasının ve diğerlerinin kapatılmasının planlandığı anlaşılmaktadır.

“Geçici madde 2: Birden fazla Toplum Sağlığı Merkezi kurulmuş olan ilçede, müdürlükçe uygun görülecek olanın dışındaki Toplum Sağlığı Merkezleri bir ay içerisinde kapatılır.”

Oysa kamuoyuna duyurulan ve pilot bölgelerde uygulamaya konan ilk yönerge de Toplum Sağlığı Merkezlerinin Kurulma Usul ve Esasları, açılma ve kapatılmasına dair 5. Madde’sin de “Aynı ilçede birden fazla toplum sağlığı merkezi kurulabilir.” deniliyor ve aynı Madde’nin devamında Toplum Sağlığı Merkezleri’nin bölgenin coğrafyası ve nüfus yapısı, sağlık alt yapısı, sağlık göstergeleri, bölgenin sosyo-ekonomik gelişmişlik düzeyi, turizm ve sanayi bölgesi mevcudiyeti gibi durumlar değerlendirilerek açılmasına, tipine veya kapatılmasına karar verilebileceği belirtiliyor.

Acaba, söz konusu ölçütlerde bir değişiklik olmadan, Toplum Sağlığı Merkezleri kapatılıp, sayıları neden azaltılmaktadır?

Toplum Sağlığı Merkezleri kapatılmaktadır, çünkü Sağlıkta Dönüşüm Programı’nın temel güdüsü toplum sağlığı hizmetlerinin geliştirilmesi, iyileştirilmesi değil, kârlılıktır; çünkü, sağlık hizmetlerinin planlanması, izlenmesi ve değerlendirilmesi, bulaşıcı hastalıkların kontrolü, üreme sağlığı hizmetleri, çevre sağlığı hizmetleri, okul sağlığı hizmetleri, sağlığın geliştirilmesi ve sağlık eğitimi gibi pek çok konuda faaliyet göstermesi gereken Toplum Sağlığı Merkezleri, gerekli alt yapı ve eğitimli insan gücünden yoksundur; çünkü,  program hazırlanırken alt yapı ve nitelikli insan gücü yetiştirilmesine yönelik planlamalar yapılmadığı gibi hiçbir somut adım da atılmamış, çıkan her sorun anlık uygulamalar, yönerge-yönetmelik-yasa değişiklikleri ile kapatılmaya çalışılmıştır; çünkü, yönergeler-yönetmelikler-kanunlar bir planlama çerçevesinde değil sosyal devlet görüntüsü vermek için hazırlanmakta, böylelikle nihai hedef olan sağlık kurumları ve işleyişindeki “özelleştirme”, toplumsal faydayı ilke edinen demokratik güçlerin ve kamuoyunun engelinden kurtulmak için bir “oldu bittiye” getirilmektedir.

Toplum Sağlığı Merkezleri Kurulması Ve Çalıştırılmasına Dair Yönerge’nin 4. Maddesinin (3). bendinde “Toplum sağlığı merkezi kişilerin kolay ulaşabileceği merkezi yerlerde, verdiği hizmetlere yetecek büyüklükte olan bina veya binalarda hizmete açılır. Öncelikle uygun kamu binaları kullanılır. Buralarda yeterli sayıda oda, eğitim salonu ile araç, gereç, tıbbi donanım, büro malzemeleri ve sarf malzemeleri bulundurulur.” denilmektedir.

Ancak, mevcut binaların sayıları yetersiz olduğu halde bu açığın giderilmesi için herhangi bir girişimde bulunulmamıştır. Benzer şekilde Sağlık Ocakları yerine Aile Sağlığı Birimleri açılması planlanmakta ve bunun içinde bir kaynak aktarımı yapılmamaktadır. Örneğin İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü, yirmi beş yılı aşan Sağlık Ocağı uygulaması süresince ancak 560 Sağlık Ocağı açabilmişken,  İstanbul’da 1 Kasım 2010 günü başlatılan Aile Hekimliği uygulaması kapsamında yaklaşık 1000 Aile Sağlığı Merkezi belirlenmiştir. Yıllardır İstanbul’un gereksinimi olan Sağlık Ocağı sayısı tamamlanamazken, gereksinim duyulan bu binalar birkaç günde nasıl sağlanacaktır?

Sağlık Bakanlığı’nca, sağlık hizmeti verilen alanların modernleştirilmesi gerektiği ileri sürülerek hekimlere muayenehane açmaları için dahi izin verilmeyen apartman dairelerinde, uygunsuz binaların kiralanması ile binlerce kişinin hizmet alacağı söz de Aile Sağlığı Birimleri ile Aile Hekimliği uygulaması, eksiklikler ve boş kalan bölgeler dikkate alınmadan başlatılmıştır. Öte yandan, söz konusu Aile Hekimliği uygulaması hükümetin iddiaları ve hedefleri doğrultusunda gerçekleştirilebilse dahi, devlet en temel görevlerinden biri olan birinci basamak sağlık hizmetlerinden çekilmiş ve  “taşeron” hizmet satın alıyor demektir. Sosyal devlet ilkeleri ile bağdaşmayan bu tutum, bir yanıyla, GSS primlerini ve katkı/katılım paylarını ödeyemeyenlerin sağlık hizmetlerinden faydalanamaması anlamına gelir ki bu, sağlık hizmetlerindeki eşitsizliklerin derinleşmesinin ve yoksulların sağlık haklarının daha baştan gözden çıkarıldığını gösterir.

Aile Hekimliği Modelinin ana bileşenleri olan Aile Sağlığı Birimleri ve Toplum Sağlığı Merkezleri’nde, ayrıca “Toplum Sağlığı Merkezinin diğer görevleri ile birlikte belli hizmet alanlarında yoğunlaşmışToplum Sağlığı Merkezine bağlı yapı” olarak tanımlanan Verem Savaş Dispanserleri, Ana Çocuk Sağlığı Merkezleri, Halk Sağlığı Laboratuvarları ve benzeri Toplum Sağlığı Merkezi Birimleri’nde görevlendirilecek nitelikli insan gücü ve sayısı tanımlanmamış ve  diğer sağlık kurumlarından aktarılacak personelin, o kurumlarda bırakacakları boşlukların nasıl doldurulacağı da planlanmamıştır. Örneğin, hastane acil servisleri ve 112 ambulans hizmetlerinde çalışan birçok hekim Aile Hekimliği uygulaması kapsamına alınarak görevlendirilmiş ve acil sağlık hizmetlerinde ciddi hekim açığı oluşmuştur. Toplum Sağlığı Merkezleri,  hekim açığı (bu hekimler Aile Sağlığı Merkezlerinde görevlendirildiklerinden dolayı) nedeniyle kapatılma yoluna gidilirken, hastane acil servislerinde meydana gelen açık ise uzman hekimlere branş dışı nöbet tutturularak giderilmeye çalışılmaktadır.Hastane acil servislerinde görevlendirilen bu hekimlerin çoğunluğu yıllardır acil sağlık hizmetlerinde çalışmamalarına rağmen herhangi bir uyum eğitimi verilmeden çalışmaya zorlanmıştır. Bu plansız uygulama da Sağlık Bakanlığı’nın diğer günlük ve hesapsız kararları gibi hem hekimlerin hem de hastalarımızın mağduriyeti ile sonuçlanmıştır.

Sağlıkta Dönüşüm Programıyla şimdiye kadar ne oldu bundan sonra ne olacak?:

1- Bütün toplumu sosyal güvenlik şemsiyesi altına alma vaadiyle sosyal güvenlik sistemleri Genel Sağlık Sigortası çatısı altında birleştirildi. Sonuç; teminat paketi daraltılarak hastalarımızdan katkı/katılım payı adı altında ek ödeme talep edilmiş böylelikle özel sağlık kuruluşlarına ve özel sigorta şirketlerine “müşteri” yaratılmaya çalışılmıştır.

2- Aile Hekimliği modelinin uygulamaya konması ile hekim hasta ilişkisi satıcı-müşteri ilişkisine dönüştürülerek taşeron hizmet alımına gidilmektedir. Sonuç; birinci basamak sağlık hizmetlerinden devlet tamamen çekilmiş, dolaylı da olsa özelleştirilmiştir

3- Kamu Hastane Birlikleri yasa tasarısında öngörüldüğü şekliyle bakanlık bünyesindeki sağlık kuruluşlarının bir anlamda özerk sağlık işletmesi statüsüne geçirilmesi ve daha sonra da işletme hakları devredilmek yoluyla özelleştirilmelerinin yani ikinci ve üçüncü basamak sağlık hizmetlerinin özelleştirilmesiyle sağlık alanında kamu hizmeti sona erdirilecektir.

SONUÇ OLARAK …

Toplum sağlığı merkezlerinin sayısının azaltılmasına yönelik düzenlemenin ve kontrolsüz bir biçimde yaygınlaştırılan aile hekimliği uygulamalarının  toplum sağlığı hizmetlerini olumsuz etkileyecek olan Sağlıkta Dönüşüm Programı’nın geri dönüşsüz ve önemli değişikliklerinden biri olduğunu görüyoruz. Ve sorun emarelerinin şimdiden birikmeye başladığını kamuoyu ile paylaşıyor ve yetkilileri bir kez daha; sömürülenlerin, ezilenlerin yaşamı konusunda sürdürdükleri kesin suskunluktan vazgeçip sorumluluk almaya,  mevcut sağlık politikaları ve uygulamalarına son vermeye davet ediyoruz.

 

Uz. Dr. Agah Aydın

Türkiye Psikiyatri Derneği

Merkez yönetim Kurulu Üyesi

TPD MYK adına

 

——————————————————————————————

 

 

Akıl Defteri: Ütopya ve melankoli

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

http://www.birgun.net/writer_2011_index.php?category_code=1261404460&news_code=1296389081&year=2011&month=01&day=30Politik psikiyatri okumaları yapmak, psikodinamik kavramlarla toplumsal eğilimlerin kesiştiği yerden insanı ve toplumu çözümlemek Akıl Defteri dergisinin ayırt edici özelliklerinden biridir. Örneğin şu ütopyanın farklı tanımına bakalım:

“Ütopyalar, kralın ve kilisenin dinsel ideolojilerle katılaşan iktidarlarına karşı, ‘yeni sınıf’ın yedeğine güç biriktireceği bir ‘kayıp nesne’nin peşine düşmesinin adıydı. Bizzat kelimenin etimolojisindeki imkânsızlık gibi, melankoliğin ‘kayıp nesnenin peşinde’ onu yakalama çabası da imkânsızlıkla yüklüydü. Her temas edişte mitosun yitişiyle bir daha karşılaşıldığı, kayıp nesnenin bulunması, bu imkânsız çaba bir yana: onun yerine ikame edilen boşlukla baş başa kalındığı ve elbette o boşluk kendi hayaletlerini yarattığı için.”
Derginin editör sayfalarındaki bu yazı ile Terry Eagleton’un Eleştirinin İşlevi kitabındaki ütopya tanımı birbirine çok yakındır. Ütopya yaratma ihtiyacı ile belirli bir çıkışsızlık içinde melankolik ruh durumuna yaklaşma böylelikle giderek yakınlaşır. İnsan kendi içinde yaşadığı dünyayı dönüştüremezse, hatta iktidarın değerleri ile tam cepheden çatışırsa, iktidar ise kitlesellik kazanmışsa, ütopya aranışı da, insan kavrayışı da, melankolik bir ruh halini duyumsaması da eşanlı olarak ortaya çıkar. Tıpkı ülkemizde olduğu gibi.
Diyalektik ilişki burada çok net görülür: “Eğer arzunun nesnesi geçmişin güzel anısının gölgesine sığınmışsa… Oraya dalıp, orada bir şeyler yedekleniliyorsa, bu geçmiş için değil, gelecek içindir. Asıl kayıp geçmişle ilgili değildir. Kaybedilmiş gibi davranılan, yası tutulan şeyin, bir ‘hayali kapasite’ olarak, bir olanak, belki bir imkânsızlık olarak belirip yittiğini gösterir”.
Bu tasımın doğal sonucu şudur:
Melankolide yası tutulan geçmiş değil, gelecektir. Ütopya ile en önemli bağı da budur, deyim yerindeyse, onun çekirdeğine yerleşmiş olan ve kararmayı göze alacak kadar yoğun bu ‘iyimserlik’. Her ikisinin de bugün epey olumsuz anlamlarla donatılmış olmasının bir sebebi de bu yoğun, yaratıcı iyimserliğin ta kendisidir.
Bu anlamda bir yanda Thomas More öte yanda Avrupa’da aydının ve ideallerin yenilmesinden beri entelektüellerin, sanatçıların, hatta art arda gelen kuşakların niteliğine yükselen melankoli, kişisel çemberinden çıkıp köklü bir insanlık durumuna yükseliyor. Geleceğimizi inşa edecek gücün toplumsal arka planları zayıfladıkça güçsüzlüğümüz bizi alternatife yaklaştırırken, somuttan uzaklaştırıp kavramsal ve ahlaki bir dünyaya doğru iteliyor. Post-modernizmin ve küreselleşen kapitalizmin bir numaralı alternatif olarak karşımıza çıkardığı muhafazakârlık ve tarikatlaşan yapay dinler (new ages) akıl çağından sonra belirli bir çekicilik sahibi olamayacak kadar abesle yüklüler.
Gerçekten de “melankolik bir karakter” olarak kahramanlaşmakla yetinmeyenin, toplumsallaşma üzerine düşünmesi zorunludur (Mustafa Cemal).
Daha siyasallaşmış bir önerme de durumu iyi açıklıyor:
“Giderek daha çok anlıyoruz: İç dünyalarımızda sembolize edilmemiş şey Gerçek aracılığıyla Gerçeğe geri dönüyor. Kökensel bir teyide/olumlamaya uygun bir sembol olara kaydedilmeyen şey sembolik alanın dışında varsanılar, hezeyanlar ve eyleme vurmalar biçiminde yeniden görünüyor. Başbakanın ve ait olduğu toplumsal çevrenin zihniyet ve anlam dünyasında en baştan beri/zaten en kaba ve ilkel biçimde hesaptan düşülmüş, dışarıda bırakılmış yoksulluk, onca yoksulluk ve yoksunluğun altında ezilenler (yeryüzünün en çıplak, asıl hakikati), daha sonra, aynı iç dünyanın hemen bitişikteki ikinci zamanında, yoksullara/mağdurlara yönelik kontrolsüz öfke ataklarında, komünistlere yönelik hezeyanlı değerlendirmelerde yeniden görünüyor, geri dönüyor.” (Erdoğan Özmen)
Bir de akıl hastalığı ile melankoli arasında bağ arandığında, “İlginç olansa, tam da melankolinin mitolojisinin akıl hastanelerinin duvarları arasında bir yerlere gömüldüğü günlerde ütopyaların birer ‘hayali kapasite’ olarak ve üstelik toplumsal düzlemde ortaya çıkmasıdır (Cemal Dindar).
Dergi içinde ayrıca 68 kuşağı, siyasi yenilgisi ve ardından düzene eklemlenmeyi reddedenlerin kendini arafta hissetmesi, yollarda geçen bir ömür tüketerek, statükonun rüzgarının en az hissedildiği mekanlarda konaklayan insanların anlatıcısı Wim Wenders sinemasından çıkarak, “68, Yenilgi ve melankoli üzerine..” bir deneme ile içinde yaşadığımız çağın karakteristik yönü olan, ister kahir ekseriyet deyin, isterse Seren Yüce gibi “Çoğunluk’un Sınırları: Aç Sınıfın Laneti Eyleme Geçene Kadar” deyin, sinema üzerine iki uzun makale de Akıl Defteri’nde sizleri bekliyor.
Bir yandan politik psikoloji, öte yandan felsefe, diğer yandan sanat sosyolojisinin yaklaşımı, nihai olarak ise sanat eserlerinde yaratılan karakterlerin Psikanalitik değerlendirmeleri ile bunların toplumsal anlamlarının kesiştiği yerlere eğilen yazılar, soldan insanı okumaya çalışan araştırma ve tartışmalarla yüklü olarak, direnişe çağrıda bulunuyor. Hayatımız ve bilim sol liberallere ve kesinlikle anlayamadığım bir yaklaşım olan “yetmez ama evetçiler”in sığlığına bırakılamayacak kadar zengin. Kuram hayatı merkezine aldığında zenginleşiyor, insanın iç dünyasına eğildiğimizde hücrelerinde tarihin birikimini ve toplumdan aldığı her şeyin izleriyle birlikte bir gerçeklik kazanıyor. İnsanın incelenmesi ne iç dünyası arka planda bırakılarak, ne de toplumsal etkileşimleri yadsınarak incelenemediği için, hayatın kuruluşunda, iktidarın kaybettirdiklerinde, ruhsal yenilenişte, toplumsal direnişte insan kendini bulabiliyor.
Agâh Aydın ise, romanımızdaki karakterler, yaratıcının kimliği ve onu besleyen kaynaklar, inşa edilen dünya ve ruhsallık alanı üzerine incelemesi ile psikoloji ve edebiyat arasında eleştirinin nasıl farklı okumalar yapabileceğini tartışıyor. Bir anlamda Akıl Defteri, solun kültür üzerindeki olması gereken temeli ve hegemonyayı inşa etme çabalarının önemli ürünlerinden birisi.

——————————————————————————————

 

Bianet

 

25 KASIM

50. Yılında Mirabel Kardeşlerin Katlini Unutmayacağız

Türkiye Psikiyatri Derneği Merkez Yönetim Kurulu adına Uz. Dr. Agâh Aydın ve Yrd. Doç. Dr. Ayşe Devrim Başterzi’nin “25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Mücadele ve Uluslararası Dayanışma Günü” açıklamasından….

İstanbul – BİA Haber Merkezi
25 Kasım 2010, Perşembe
BU HABERİN UZANTILARI

Türkiye Psikiyatri Derneği Merkez Yönetim Kurulu adına Uz. Dr. Agâh Aydın ve Yrd. Doç. Dr. Ayşe Devrim Başterzi’nin “25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Mücadele ve Uluslararası Dayanışma Günü”  açıklamasından….

 

“Belki de bize en yakın şey ölüm; fakat bu beni korkutmuyor, haklı olan her şey için savaşmaya devam edeceğiz” (Maria Teresa Mirabel 1936)

“Bunca acıyla dolu ülkemiz için yapılacak her şeyi yapmak bir mutluluk kaynağı; kollarını kavuşturup oturmak ise çok üzücü” (Minerva Argentina Mirabel 1926).

“Çocuklarımızın, bu yoz ve zalim sistemde yetişmesine izin vermeyeceğiz. Bu sisteme karşı savaşmak zorundayız. Ben kendi adıma her şeyimi vermeye hazırım; gerekirse hayatımı da” (Patria Mercedes Mirabel 1924)

25 Kasım, Dominik Comhuriyeti’inde Clandestina Hareketi’nin öncülerinden, Mirabel kardeşler olarak bilinen Patria Mercedes, Minerva Argentina ve Maria Terasa isimli üç kız kardeşin Rafael Leonidas Trujillo diktatörlüğüne karşı yürüttükleri mücadelenin sembolleştiği gündür.

Trujillo diktatörlüğünün Mirabel Kardeşler’in kendileri için büyük bir tehlike olduğunu açıklamasının ardından, 25 Kasım 1960’da, Dominik Cumhuriyeti’nin kuzey bölgesinde, bir uçurumun dibinde üç kadının cesedi bulunur.

Bu katliam hükümet yanlısı gazetelerde “araba kazası” olarak yer alır.

Mirabel kardeşler siyasal özgürlükler adına kararlılıkla mücadele ettikleri için pek hapsedildiler, işkencelere maruz kaldılar, en sonunda hapishanedeki eşlerini ziyarete gittikleri sırada arabalarından zorla indirilerek tecavüz edildikten sonra işkenceyle katledildiler.

“25 Kasım” 1981’de Kolombiya’nın başkenti Bogota’da toplanan Birinci Latin Amerika ve Karayip Kadınlar Kurultay ve 1999’da Birleşmiş Milletler Genel Kurulu kararlarından bu yana “Kadına Yönelik Şiddete Karşı Mücadele ve Uluslararası Dayanışma Günü”  oldu.

25 Kasım, toplumsal cinsiyet eşitsizliğine, ayrımcılığa, ataerkil toplumsal şiddete, aile içi şiddete, savaşa, ırkçılığa ve kadınları, kadın haklarını yok sayan sistemlere karşı kadınların eylem günüdür. (BA/BB)

Bianet

Sayılarla Kadına Yönelik “Erkek”/”Devlet” Şiddeti

Dünyada ve Türkiye’de hem resmi ve hem gayrı resmi veriler kadınların fiziksel ve ekonomik şiddet sarmalında yaşamaya devam ettiğini gösteriyor.

İstanbul – BİA Haber Merkezi
25 Kasım 2010, Perşembe
BU HABERİN UZANTILARI

Türkiye Psikiyatri Derneği Merkez Yönetim Kurulu adına Uz. Dr. Agâh Aydın ve Yrd. Doç. Dr. Ayşe Devrim Başterzi’nin “25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Mücadele ve Uluslararası Dayanışma Günü”  açıklamasından Dünyada ve Türkiye’de kadına yönelik “erkek”/devlet” şiddeti verilerini yayımlıyoruz.

Kadına yönelik şiddet “kamusal veya özel yaşamda kadınlara fiziksel, cinsel veya psikolojik acı, ıstırap veren ya da verebilecek olan cinsiyete dayanan bir eylem, tehdit, zorlama, keyfi olarak özgürlükten, ekonomik gereksinimlerden yoksun bırakma” olarak tanımlanıyor.

Birleşmiş Milletler (BM) Kadınlara Yönelik Şiddetin Önlenmesi Bildirgesi kadına yönelik şiddetin “kadınlara yönelik, toplumsal cinsiyete dayalı ve bir kadına sırf kadın olduğu için yöneltilen ya da oransız bir şekilde kadınları etkileyen bir şiddet” olduğunu belirtiyor.

Dünya ve Türkiye’de kadınlara yönelik şiddet her geçen gün artıyor. Kadınlar, işyerinde, evinde, cezaevlerinde, hastanede, okulda kısacası yaşamın her alanında şiddete maruz kalıyor.

Adalet Bakanlığı’ndan

Adalet Bakanlığı verilerine göre 2002’de 66 olan kadın cinayeti, 2007’de 1077’ye, 2009’da ilk 7 ayında 953’e ulaştı.

Resmi olmayan verilere göre 2009’da 1126 kadın öldürüldü.

Altınay-Arat araştırmasından

Türkiye’de 2007’de Ayşe Gül Altınay ve Yeşim Arat’ın “Türkiye’de Kadına Yönelik Şiddet” araştırması sonuçlarına göre;

* Her üç kadından birinin fiziksel şiddet görüyor.

* Her 100 kadından 35’i “Hayatı boyunca” eşinden en az bir kez fiziksel şiddet görüyor.

* Kocalarından boşanmış veya ayrılmış kadınların fiziksel şiddet deneyimi yüzde 78,

* Eğitim düzeyi arttıkça fiziksel şiddet gördüğünü söyleyen kadınların oranı azalıyor.

* En az bir kez fiziksel şiddete maruz kaldığını söyleyenlerin oranı okuma yazma bilmeyen kadınlar arasında yüzde 43, yüksek öğrenim görmüş kadınlar arasında yüzde 12’dir.

* Gelir düzeyi arttıkça fiziksel şiddet gördüğünü söyleyen kadınların oranı düşüyor.            –

* Kadınların yüzde 14’ü en az bir kez “istemediği zamanlarda cinsel ilişkiye zorlandığı”nı belirtiyor.

* Cinsel şiddete uğradığını söyleyenlerin yüzde 67’si aynı zamanda fiziksel şiddete de maruz kaldığını söylüyor.

Dünyanın şiddeti

Birleşmiş Milletlerin verilerine göre tüm dünyada kadının şiddete uğrama oranı yüzde 17 ila yüzde75 arasında seyrediyor.

Bu oran Kanada’da yüzde 25, Japonya da  yüzde 59 iken, Hindistan’da yüzde 75’e çıkıyor.

Tüm dünyada sıcak çatışmaların yaşandığı birçok yerde kadınlar taciz, tecavüz, karın deşme, cinsel organların tahribi gibi cinsel şiddetin birçok biçimine maruz kalıyor.

1971 de Bangladeş’te savaş sırasında 250 – 400 bin kadına tecavüz edildi,  buna bağlı 25 bin gebelik oluştu.

Bosna Hersek’te 20 binden fazla kadına tecavüz edildi.

Rwanda’da bir yıl içinde tecavüze uğrayan kadın sayısı 15 binin üzerinde.

2009’da hala bazı ülkelerde kadınlar o ülkelerin kanunlarına göre taşlanmaya, kırbaçlanmaya, öldürülmeye devam ediyor.

Sudan’da pantolon giymek, İran’da erkeklerle birlikte müzik dinlemek, Suudi Arabistan’da tek başına araba kullanmak gibi gerekçeler kadınların “resmi” öldürülmelerinin nedeni olabiliyor.

Ekonomik iddet

Tüm dünyada kadınların para kazanmaları engelleniyor, eğitim almaları, meslek sahibi olmaları zorlaştırılıyor, ev içi emekleri ise güvencesiz ve ekonomik açıdan karşılıksız bırakılıyor.

Kadınlar tarım, ev işleri, gündelik yevmiyeli işler gibi alanlarda erkeklerden çok daha uzun saatler boyunca hiç durmadan çalışsalar da emeklerinin hak ettiği maddi karşılığı alamıyor, sosyal güvenceden yoksun kalıyor.

Dünya toplamında kadınlar eşit işe karşılık yaklaşık yüzde 20 oranında daha az para kazanıyor.

Tüm dünyadaki sermayenin yüzde 10’u, taşınmaz malların sadece yüzde 1’i kadınların elindedir.(BA/BB)

Bianet

Medyanın Kadına Karşı Suçları

Medya tecavüzü, tacizi, şiddeti kadını “geleneksel” rolleri yeniden üretme yoluyla suçlayarak meşrulaştırıyor, gülünçleştiriyor, sistematikleştiriyor.

İstanbul – BİA Haber Merkezi
25 Kasım 2010, Perşembe
BU HABERİN UZANTILARI

Türkiye Psikiyatri Derneği Merkez Yönetim Kurulu adına Uz. Dr. Agâh Aydın ve Yrd. Doç. Dr. Ayşe Devrim Başterzi’nin “25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Mücadele ve Uluslararası Dayanışma Günü”  açıklamasından….

Günümüzde medya araçları gerek popüler dizileri, gerek üçüncü sayfa gazete haberleri ve özellikle de reklamlar aracılığıyla kadına yönelik şiddeti doğuran ve yaygınlaştıran inançları ve kabullenişleri toplumda yaygınlaştırıyor.

  • Ev işlerini kadınlar yapar
  • Ancak hafif ya da kötü kadınlar cinsellikte rahattır
  • Eğlence mekanlarına gidenler kötü kadınlardır
  • Kadının yeri ne kadar kötü de olsa kocasının yanıdır,
  • “İyi kadınlar hayatları boyunca tek erkeğe bağlı kalırlar”
  • İyi kadınlar iyi annelik yapar, güzel yemek yapar, her daim güzel ve bakımlıdırlar” gibi

Meşrulaştırıyor

Bir çok medya organı tecavüz ve tacizin, tüketim ve sömürüye açık bir konu olduğunu görmezden gelerek ya da bizzat bu bilişle bunu kullanarak yaptıkları haber ve magazin programlarıyla tecavüzü meşrulaştırıp, kadın kimliğini yaralıyor.

Tüm kanallarda okul öncesi dönemdeki çocukları hedef alan çizgi filmlerde bile cinsiyet ayrımcılığı göze çarpıyor.

Okul çağı çocuklarını hedefleyen ve şiddeti olağanlaştıran ve yücelten çizgi filmler denetimsiz olarak günün her saatinde yayınlanıyor.

Suçluyor

Medyada cinsel taciz ve tecavüz kurbanı kadınlara ilişkin yayınlananlar tecavüze dair mitler oluşmasına neden oluyor.

* “Kadın baştan çıkarıyor”

* “Kadının hatasıdır”

* “Kadın tecavüze uğramak istiyor”

* “Kadın tecavüze uğradığına dair yalan söylüyor”

* “Tecavüzcünün psikolojik ya da biyolojik olarak dürtülerini kontrol altına alamamasına yol açan bir hastalığı vardır. ”

Gülünçleştiriyor

Örneğin ulusal bir kanalda Ali Poyrazoğlu’nun sunduğu “Gölgede Muhabbetler”programında “Fatmagül’ün Suçu Ne?” adlı bir dizideki tecavüz sahnesi komedi unsuru haline getirildi.

Bu ve benzeri programlar cinsel şiddet karşısındaki duyarsızlığın ve normalleştirmenin, toplumsal cinsiyet rollerinin pekiştirilmesinin, kadına yönelik şiddetin -bilerek ya da bilmeyerek- nasıl sistematik hale getirildiğinin en açık örnekleridir. (BA/BB)

Bianet

Dil, Okul ve Yasaların Kadına Karşı Suçları

Kadına yönelik şiddetin kamusal alanda yaygınlaşması ve/veya meşruiyet kazanmasını bizzat devlet otoritesini elinde bulunduranlar belirliyor.

İstanbul – BİA Haber Merkezi
25 Kasım 2010, Perşembe
BU HABERİN UZANTILARI

 

Türkiye Psikiyatri Derneği Merkez Yönetim Kurulu adına Uz. Dr. Agâh Aydın ve Yrd. Doç. Dr. Ayşe Devrim Başterzi’nin “25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Mücadele ve Uluslararası Dayanışma Günü”  açıklamasından….

25 Kasım günü, dünya üzerinde yaşayan tüm kadınların ve kız çocuklarının maruz kaldıkları cinsiyete dayalı şiddetin, hem kadını hem de tüm toplumu saran sosyoekonomik koşullar, politik gelişmeler ve kültürel etkenlerle birlikte değerlendirilerek, topyekun sistemin şiddetine karşı bir duruş olarak algılanmalıdır.

Çünkü bir ülkedeki sosyoekonomik yapı ve onun bir parçası ve devamı olan kültürel ortam ancak o ülkedeki siyasi erk ve onun belirlediği ekonomik sistem tarafından biçimlendirilebilir.

Dolayısıyla, kadına yönelik şiddetin kamusal alanda yaygınlaşması ve/veya meşruiyet kazanması bizzat devlet otoritesini elinde bulunduranların belirleyebileceği bir olgudur.

Bütün toplumlarda toplumsal cinsiyete dayanan roller iktidar ilişkilerini yansıtan, hükmetmeyi meşrulaştıran ideolojik tasarımlardır.

Dil

Ancak, her türden iktidarın kurulması için araçsallaştırılan bu kurgusal yapı, gerçek yaşamda da fiili bir durum yaratıyor. En temel araç ise “dil” ve onun dolayımın da dizayn edilen kültürel ortamdır.

İnsanlık tarihi boyunca erkek egemen dilin dayattığı -kadın ve kadınsı olanın mutlak yenilgisiyle sonuçlanan- kültürel ortam, oransız güç ilişkilerinin doğuşuna ve sürdürülmesine yataklık etti.

Erkek egemen dil ve kültür ortamı, hem özel hem de toplumsal alanda cinsiyete dayalı ayrımcılığın bir araç olarak kullanılmasının ve yeniden üretilmesinin temel taşıyıcılarıdır.

Devletlerin hem özel alanda hem de kamusal alanda mevcut olan şiddeti görmezden gelmesi/yok sayması ise cinsiyete dayalı şiddeti sürekli kılan bir etkiye sahiptir.

Bu da şiddetin erkekler ve kadınlar arasındaki eşit olmayan güç ilişkilerinin bir göstergesi ve kadınları zorla bağımlı bir konuma sokmanın toplumsal mekanizmalarından biri olarak kadını ekonomik ihtiyaçlarından, sosyal haklarından yoksun bırakıyor.

Müfredat…

Mevcut eğitim sisteminde okul öncesi dönemden başlayan “örtük müfredat” sistemin kendini yeniden yeniden üretmesinin en önemli taşıyıcılarındandır.

Eğitim sisteminin her aşamasında oyunlar, cinsiyetlere yönelik hazırlanan oyuncaklar ve özellikle de eğitim araçları en yalın örneğiyle ders kitapları cinsiyet ayrımcılığını ve erkek egemen toplumu genç zihinlere yaşamlarının başında yerleştiriyor.

Dolayısıyla mevcut sistem kendi elleriyle toplum ve kültürel ortam kadına yönelik şiddeti sistematize ediyor, kadının her alanda ve her şekilde ‘eşit bir yurttaş’ olarak haklarını kazanmasını engelliyor, yaşam hakkını elinden alıp şiddeti olağanlaştırıyor.

Yasalar

Yıllardır devlet erkini elinde tutan iktidarların kadına bakışı yürürlükte olan ya da değiştirilmiş yasal düzenlemelerde kendini gösteriyor, eğitim sisteminde açık veya örtük olarak dayatılan müfredattan hiç de farklı olmadığı, cinsiyete dayalı bir şiddeti normalleştirdiği görülüyor.

Örneğin 2002’ye kadar Medeni Kanun’da, evli kadının kocasının izni ile çalışabileceğinin kanunda yer alması ya da 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 29. maddesinde düzenlenen  ‘haksız tahrik’ indirimi kadının eşit bir yurttaş olarak görüldüğünü ve devlet erkinin cinsiyetler arası eşitsizliğe dayanan erkek egemen bir dil kullandığını gösteriyor.

Kanunlar değişse bile uygulamalara yansımadığı ya da farklı yorumlandığı görülüyor.

Örneğin kadına yönelik şiddette ‘haksız tahrik indirimi’nin uygulandığı davalarda, kadının tüm davranışları – elbise seçimi, ses tonu, öfke ile söylenen sözleri, boşanmak istemesi gibi- failin işlediği suçun hafifletilmesine gerekçe teşkil edecek şekilde kullanıldığı, dolayısıyla bürokratik güçlerin ve toplumun da iktidarlar gibi cinsiyete dayalı bir şiddete eğilimli oldukları görülüyor. (BA/BB)

 

Bianet

Kadın Şiddete Maruz Kalınca…

Kadınlarda panik bozukluğu, travma sonrası stres bozukluğu ve fobiler ve depresyon gibi toplumda sık görülen bazı ruhsal hastalıklar erkeklerden daha sık görülüyor.

İstanbul – BİA Haber Merkezi
25 Kasım 2010, Perşembe
BU HABERİN UZANTILARI

Türkiye Psikiyatri Derneği Merkez Yönetim Kurulu adına Uz. Dr. Agâh Aydın ve Yrd. Doç. Dr. Ayşe Devrim Başterzi’nin “25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Mücadele ve Uluslararası Dayanışma Günü” açıklamasından….

Şiddete uğramak kadınlarda birçok ruhsal hastalığın oluşumunu tetikliyor.

Kadın ruh sağlığını etkileyen en temel iki sosyal faktör şiddete maruz kalma ve yoksulluktur.

Günümüzde en ilkel toplumlardan en gelişmiş toplumlara kadar bütün kadınlar geleneksel kavramların da etkisiyle fiziksel, cinsel, ekonomik, psikolojik şiddete maruz kalıyor.

Erkekler belirliyor

Kadınların ne yapması, nasıl davranması, ne kadar eğitim alacağı, parasını nasıl harcayacağı, nasıl giyineceği hatta kimle evleneceği gibi temel seçimleri kural koyucu, yasa koyucu erkekler tarafından belirleniyor.

Kadınların eğitilmemeleri, emekleri karşılığında ücret almamaları ya da erkeklerden daha düşük ücret almaları, daha düşük sosyal konumda yer almaları şiddete uğramalarını arttırıyor.

Kadınlar en sık eşleri, cinsel partnerleri tarafından fiziksel ve cinsel şiddete maruz bırakılıyor.

Kadınlar etkileniyor

Kadına yönelik şiddet sonucunda kadınların bedensel, ruhsal, cinsel ve üreme sağlıkları bozulmakta, gebelik ve lohusalık döneminde sağlık problemleri ile karşılaşılıyor.

Yoksulluk, eşitsizlik ve sosyal adaletsizlik dünyada kadınları erkeklerden daha çok etkiliyor.

Yoksulluk ve eşitsizlik, depresyon, şizofreni ve iki uçlu bozukluk gibi birçok ruhsal hastalığın kadınlarda daha sık görülmesine yol açıyor.

Panik bozukluğu, travma sonrası stres bozukluğu ve fobiler başta olmak üzere anksiyete bozuklukları ve depresyon gibi toplumda sık görülen bazı ruhsal hastalıklar kadınlarda erkeklerden daha sık görülüyor.

Kadınlar erkeklerden üç kat daha fazla intihar girişiminde bulunuyor. Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde kadınlarda depresyon erkeklerden iki kat daha sıktır.

Sadece 40 sığınma evi

Türkiye’de halen olması gereken sayının otuz da biri kadar yani 40 civarında sığınma evi vardır.

Sığınma evlerinin yetersizliği nedeniyle, şiddet mağduru kadınların, şiddet gördükleri ortamda yaşamlarını sürdürmek zorunda kaldıkları görülüyor.

Şiddet mağduru kadınlar için yeterli sayıda sığınma evi yapılmayışını, gerçek bir korumanın sağlanmamasını; sistemin, kadına yönelik şiddetin devam etmesine, yaygınlaşmasına ve olağanlaşmasına zemin hazırladığının açık bir kanıtı olarak görüyoruz.

Uluslararası sözleşmeler imzalansın

Türkiye’de gelmiş geçmiş tüm hükümetler, bugüne dek kadına yönelik şiddeti önlemeye ilişkin birçok uluslararası sözleşmeye imza koymuş olmalarına karşın bu sözleşmelerin gereğini yapmıyor, zaman içinde çıkarılan bazı yasaların, genelgelerin yaşama geçirilmesine katkıda bulunmuyor, gereken ilgi ve çabayı göstermiyor.

Diğer taraftan, kadın hakları konusunda yasal düzeyde önemli adımlar atılmış olmakla birlikte “kadın cinayetleri ve kadına yönelik şiddete ilişkin” veriler kadın cinayetlerinin arttığını gösteriyor.

Kısacası, şiddetin yaygınlaşması eğitimin, yargının, kolluk kuvvetlerinin, medyanın kısacası tüm toplumun yapılanmasında etkisi olan ‘ataerkil’ sistemin, meşruiyet kazandırdığı ‘erkek üstünlüğü inanışına dayanan cinsiyetler arası eşitsizlik’ anlayışından kaynaklanıyor. (BA/BB)

 

Bianet

Kadınların Öldürül(e)meyeceği Bir Toplum için Öneriler

Türkiye Psikiyatri Derneği şiddetsiz bir kadın dünyası yaratabilmek için hükümet ve medyaya düşen görevleri hatırlatıyor; önerileri sıralıyor.

İstanbul – BİA Haber Merkezi
25 Kasım 2010, Perşembe
BU HABERİN UZANTILARI

“Kadına yönelik şiddetin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması, öncelikle devletin ve siyasal iktidarların ilgili tüm kurumlarıyla sorumluluk üstlenmesi, ilgili tüm sivil ve resmi kuruluşlarla işbirliği yaparak, yaşamsal öneme sahip bu sorunun ortadan kaldırılması için gerekli sosyal politikaların yaşama geçirilmesi ile mümkün olacaktır.”

Türkiye Psikiyatri Derneği Merkez Yönetim Kurulu adına Uz. Dr. Agâh Aydın ve Yrd. Doç. Dr.Ayşe Devrim Başterzi’nin “25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Mücadele ve Uluslararası Dayanışma Günü” açıklamalarına şiddetin önlenmesi için sıraladıkları önerilerini bu cümleyle bağlıyorlar.

Şiddetin önlenmesi için öneriler

Aydın ve Devrim Başterzi, Türkiye Psikiyatri Derneği’nin Bogota, Tahran, Londra, İstanbul ya da Van’da; 7, 17, 27 ya da 67 yaşında; pantolon giydi, evlenmek istemedi, saçı gözüktü, sevgilisiyle sevişti, yemeği yaktı ya da maaşını vermedi diye; babası, komşusu, patronu, sevgilisi, kocası ve onları koruyan, kollayan, destekleyen ve cezalandırmayan sistem tarafından; kurşunla, taşla, bıçakla, testereyle ya da tecavüz ve hakaretle; aşağılanan, eziyet edilen, yaşam hakkı gasp edilen, kadın haklarını savunup, hesap soran kadın ve insan hakları örgütleriyle dayanışma içinde olduğunun özellikle altını çiziyor.

Şiddetin kaynakları, şiddete maruz kalmanın kadında ne tür hasarlara yol açtığıyla şiddetin kalıcılaşmasında ve yaygınlaşmasında kullanılan dil, medya, okul müfredatı, yasal düzenlemelerin rolünün ayrıntılarıyla tahlil edildiği açıklamada Türkiye Psikiyatri Derneği şiddetin önlenmesi yolundaki önerilerini sıralıyor.

* Uluslararası sözleşmelerin yaşama geçirilmesi sağlanmalı ve Başbakanlık “Şiddet” Genelgesi gibi olumlu yöndeki tüm hukuksal düzenlemeler köklü yapısal çözümler üretilmesi beklenmeden uygulamaya konmalı.

* Kadınların yaşam haklarını garanti altına almak üzere ciddi ve kapsamlı bir eylem planıhazırlanmalı, gerekli tüm adımlar atılmalı ve fiili olarak yaşama geçirilmelidir.

*Kadına yönelik şiddet davalarında uygulanan ‘haksız tahrik indirimleri’ kaldırılmalı, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 29. maddesi uygulanmamalıdır. Namus cinayetleri, uluslararası hukuk açısından yargısız infaz olarak kabul edilmektedir. Bu cinayetleri engellemek için farklı düzeylerde stratejiler geliştirilmelidir.

*Şiddet gören, ölümle tehdit edilen kadınlar tüm yasal haklarını kullanmalarının sağlanması yanında özel önlemler alınarak koruma altına alınmalı ve sığınma evlerinin sayısı gereksinmeleri karşılayacak şekilde arttırılmalı.

* Kadın ve erkeklerde cinsiyet rollerinin ruhsal hastalıkların sıklığı ve oluşturduğu sorunlar üzerine etkilerine dair geniş çaplı epidemiyolojik çalışmalarla desteklenmeli; kadının ruh sağlığı üzerinde koruyucu ve iyileştirici etkisi olan faktörler belirlenmeli.

* Kadın, erkek ve çocuk tüm vatandaşların sosyal güvenceleri olmalı, sağlık hizmetlerine engelsiz ulaşmalı ve ücretsiz, herhangi bir katkı payı ödemeksizin bu hizmetlerden yararlanabilmeli.

* Medya, kadına yönelik şiddet ve tecavüz haberlerini kamuoyuna aktarırken, haber dilini doğru kullanmalı, etik değerlere uymalı, tecavüzün içerdiği şiddeti arka plana itmemeli ve tecavüzü erotize edici tutumlardan uzak durmalı.

* Yazılı, görsel basın, film ve müziklerin erkek egemen ve kadını aşağılayıcı ifadeler içermemeli, Okul öncesi eğitim de dâhil olmak üzere tüm eğitim birimlerinde uygulanan müfredat cinsiyete yönelik ayrımcılığı pekiştirecek ifade ve imalardan arındırılmalı.

* Kadınlara yönelik her tür düzenleme için kadınların ve kadın örgütlerinin görüşleri alınmalı; sivil toplum kuruluşlarının talepleri karşılanmalı, çalışmalarına destek verilmeli. (BA/BB)

 

BASINDA:  AGAH AYDIN İLE İLGİLİ ÇIKAN BAZI YAYINLARIN BULUNDUĞU SİTE LİNKLERİ:

 

 

——————————————————————————————

 

 

 

 

 

 

*

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

ETİKETLER:                                                                                                                                                                       Psikiyatr Doktor. Agah Aydın / İstanbul / İNİO Psikoterapi Merkezi, Psikiyatrist, İstanbul, Avrupa yakası, Psikoterapist, Terapist, Psikiyatr, Psikiyatri Uzmanı,Nişantaşı psikiyatrist, Psikiyari, Doktorları, Uzmanı, Psikolog, Nedir, psikiyatrist istanbul anadolu yakası, nişantaşı psikiyatri listesi, bağdat caddesi, doktor bağdat caddesi, psikiyatrist nişantaşı, bağdat caddesi psikolog, nişantaşı psikiyatri polikliniği, nişantaşı psikolog,  istanbul psikiyatrist listesi, istanbul psikiyatri, nişantaşı psikiyatrist, bakırköy ruh ve sinir hastalıkları hastanesi, psikiyatri bakırköy, bakırköy psikiyatr, bakırköy psikolog, psikiyatrist ataköy, ünlü psikiyatristler, psikiyatrist ücretleri, bağdat caddesi psikiyatrist, istanbul psikiyatri doktorları, istanbul psikiyatri merkezleri, istanbul psikiyatri klinikleri, psikolog istanbul avrupa yakası, istanbul psikiyatr doktorları, istanbulda en iyi psikiyatri, istanbul psikiyatri tavsiye, istanbul psikiyatri derneği, istanbul doktor, psikolog psikiyatri istanbul, psikologlar, uzmanları, doktorları, psikiyatri, istanbul listesi, psikiyatrist bakırköy, istanbul psikiyatristler, psikiyatrlar, İstanbulda, psikiyatri uzmanları, panik atak, sosyal fobi, obsesif kompulsif bozukluk, yeme bozukluğu, anoreksiya, bulimiya, istanbul, psikiyatr istanbul, online psikiyatri, online psikoterapi, online terapi, sosyal fobi nasıl yenilir, sosyal fobi ilaçları, sosyal fobi testi, sosyal fobi tedavisi, sosyal fobi tedavi, sosyal fobi çözüm, sosyal fobi nedir, sosyal fobi forum, sosyal fobi nasıl tedavi edilir, sosyal fobi ilaçları, sosyal fobi paxil, sosyal fobi tedavi yöntemleri, sosyal fobi tedavi merkezleri, sosyal fobi ilaç isimleri, sosyal fobi nasıl aşılır, sosyal fobi çözüm önerileri, sosyal fobi belirtileri, sosyal anksiyete bozuklugu, sosyal fobi nedir tedavisi nasıl olur, sosyal fobi tedavisi video, sosyal fobi forum, sosyal fobiye son, sunum fobisi, Topluluk Önünde Konuşma Yapabilmek, yeme bozukluğu tedavisi, yeme bozukluğu nedir, çocuklarda yeme bozukluğu, duygusal yeme bozukluğu, anoreksiya, yeme bozukluğu psikolog, yeme bozukluğu tedavi merkezi, yeme bozukluğu tedavisi nedir, yeme bağımlılığı tedavisi, yeme bozukluğu nasıl anlaşılır, psikolojik yeme bozukluğu, yeme bağımlılığı nasıl anlaşılır, yeme bozuklukları nelerdir, anoreksiya belirtileri, anoreksiya resimleri, bulimia, anoreksiya hastalığı, anoreksiya tedavisi, anoreksiya nervoza, anoreksiya nedir, anoreksiya nervosa, bulimia hastalığı, bulimia zararları, bulimia nedir, anoreksiya, bulimia nervoza, anoreksiya bulimia, bulimia hastalığı nedir, bulimia tedavisi, yeme krizi bulimia hastalığı, bulimia nedir, anoreksiya, bulimia tedavi, bulimia nervoza belirtileri, bulimia nervosa, anoreksiya nervoza, bulimia nervoza nasıl tedavi edilir, bulimia nervoza nedir, bulimia nervoza tedavisi, bulimia nervoza vaka örnekleri, anoreksiya belirtileri, anoreksiya resimleri, anoreksiya hastalığı, anoreksiya tedavisi, anoreksiya nervoza, anoreksiya nedir, anoreksiya nervosa, bulimia nevroza nedir, bulimia hastalığı hakkında, yiyip yiyip kusma hastalığı, tıkınırcasına yeme hastalığı, bulimia yorum, anoreksiya ve bulimia nedir, anoreksiya ve bulimia hakkında bilgi, anoreksiya nervoza, bulimia nervoza, anoreksiya nevroza, bulimia nervoza video, bulimia nervoza nasıl yapılır, bulimia nervoza tedavisi, bulimia nervoza nedir sağlık, bulimia nervoza gebelik, yeme bozukluğu nasıl tedavi edilir, yeme sorunları, yeme bozuklukları tedavisi, tırnak yeme hastalığı tedavisi, saç yeme hastalığı tedavisi, yeme bozukluğu tedavisi, yeme bozukluğu tedavisi, yeme bozukluğu nedir, muayenehane, özel, en iyi, obsesif kompulsif bozukluk, obsesyon, takıntı, takıntılar neden olur, obsesif kompulsif bozukluk tedavisi, obsesif kompulsif bozukluk tedavisinde kullanılan ilaçlar, obsesif kompulsif bozukluk testi, obsesif kompulsif bozukluk belirtileri nelerdir, obsesif kompulsif bozukluk ilaçları, obsesif kompulsif bozukluk forum, obsesif kompulsif bozukluk nedir, obsesif kişilik özellikleri, obsesif kişilik bozukluğu tedavisi, obsesif kompulsif bozukluk tedavisi, obsesif kişilik nedir, obsesif kişilik bozuklukları, obsesif kişilik bozukluğu, obsesif kişilik yapısı, obsesif nedir, obsesif kompulsif bozukluk tedavisi ne kadar sürer, obsesif kompulsif bozukluk nasıl tedavi edilir, obsesif kompulsif bozukluk nedenleri, obsesif kompulsif bozukluk nasıl geçer, bilişsel davranışçı terapi, obsesif kompülsif bozukluk, obsesif kompulsif bozukluk tedavisinde son gelişmeler, obsesif kompulsif bozukluk belirtileri nelerdir, obsesif kompulsif bozukluk tedavi, obsesif kompulsif bozukluk tedavisi, obsesyon belirtileri, obsesif kompülsif bozukluk ilaçlar, obsesif kompulsif bozukluk tedavisi ilaç, obsesif kişilik bozukluğu, obsesif kompulsif bozukluk belirtileri nelerdir, obsesif kompulsif kişilik bozukluğu, anksiyete bozukluğu nedir, obsesif kişilik yapısı, antisosyal kişilik bozukluğu, obsesif kompulsif bozukluk forum, obsesif kompulsif kişilik özellikleri, obsesif kişilik bozukluğu, obsesif nedir, antisosyal kişilik bozukluğu tedavisi, narsistik kişilik bozukluğu ve tedavisi, çekingen kişilik bozukluğu ve tedavisi, obsesif kompulsif kişilik bozukluğu nedenleri, sizoid kişilik bozukluğu, tedavi obsesyon saplantı “obsesif kompulsif bozukluk” “takıntı hastalığı” “sosyal fobi” psikiyatr “agah aydın” psikoterapist “panik atak” “psikiyatrist doktor” “psikiyatrist tavsiye” “psikiyatri uzmanı” “psikiyatr istanbul” “psikiyatrist doktorlar” “psikiyatrist istanbul” “psikiyatr nedir” “psikiyatri doktorları” “uzman psikolog” obsesif “yeme bozukluğu” bulimia anoreksiya “psikiyatrist nedir” “psikiyatri nedir” belirtileri “nasıl yapılır” ilaçları psikiyatrist tedavisi, internet bağımlılığı nedir, sanal ilişkiler tehlikeli mi, sanal aşk tehlikeli midir, internet bağımlılığı nedenleri, internet bağımlılığı testi, internet bağımlılığı pdf, internet bağımlılığından kurtulma yolları, internet bağımlılığı ppt, internet bağımlılığı tedavisi, internet bağımlılığı ölçeği, internet bağımlılığı bağımlılık, internet bağımlılığı belirtileri, internet bağımlılığından nasıl kurtulunur, internet bağımlılığı nedir,  nasıl çözülür, internet bağımlılığı tedavisi, internet bağımlılığı testi, bilgisayar bağımlılığı nedir, internet bağımlılığının belirtileri, bağımlılığın tedavisi, bağımlılık tedavisi nasıl yapılır, kumar bağımlılığı tedavisi, bahis bağımlılığı tedavisi, esrar bağımlılık yapar mı, bağımlı kişilerin tedavisi, esrar tehlikeli midir bağımlılık yapar mı, marihuna bağımlılık yaparmı, esrar bağımlılığı, eroin, kokain, bonzai, bağımlılık tedavi, sanal bağımlılık, ergenlerde bağımlılık, esrar tedavi, esrar bağımlılığının belirtileri, esrar bağımlılığı nasıl anlaşılır, esrar bağımlılığı nasıl tedavi edilir, esrar bağımlılığı esrar nedir zararları, esrar bağımlılık yaparmı, sanal bagımlılık, sanal bağımlılık nedir, kumar bağımlılığı nedir, bahis bağımlılığı tedavisi, patolojik kumar bağımlılığı, kumar bağımlılığı bağımlılık, bilgisayar bağımlılığı, kumar bağımlılığı tedavi merkezi, panik atak belirtileri, panik atak ilaçları, panik atak testi, panik atak tedavisi, anksiyete, panik atak forum, depresyon, panik atak nedir, depresyon belirtileri, şizofren belirtileri, panik atak nedenleri, kalp krizi belirtileri, panik atak belirtileri uzman tv, panik atak belirtileri tedavisi, panik atak tedavisi nedir, panik atak tedavisi uzman tv, panik atak ve panik bozukluğun tedavisi, nihat kaya panik atak, panik atak depresyon, panik atak ve panik rahatsızlıkları, panik atak sosyal fobi, panik atak cinsel, panik atak psikiyatri, panik atak ve cinsellik, depresyon geçermi, panik atak tedavi yöntemleri, panik atak nefes darlığı, panik atak tedavi, panik atak belirtileri nelerdir, panik atak ilaçları, panik atak nasıl yenilir, panik atak nasıl gelir, panik atak nasıl anlaşılır, panik atak nasıl durdurulur, panik atak nasıl kurtulunur, panik atak nasıl yenebilirim, panik atak nasıl tedavi edilir, panik atak nasıl atlatılır, panik bozukluk, panik atak tedavi yöntemleri, panik atak nefes darlığı, panik bozukluk testi, panik bozukluk belirtileri, panik bozukluk tedavisi ne kadar sürer, panik bozukluk tedavisi, panik bozukluk ilaçları, panik bozukluk nedenleri, panik bozukluk nedir, panik bozukluk forum, panik atak belirtileri testi, panik atak testi yap, panik bozukluğu, anksiyete bozukluğu, anksiyete, panik atak terapisi, panik bozukluğun belirtileri, panik bozukluk hastalıkları, panik bozukluk hasta soruları, panik bozukluk ppt, panik atak, panik tedavi, panik bozukluğunun sebepleri nedir, panik bozukluğunun sebepleri tedavisi, yaşlılarda panik bozukluğu, disosiyatif bozukluk nedir, panik bozukluk ilaçları, sosyal anksiyete bozukluğu, panik atak nedir nasıl tedavi edilir, panik atak nöbeti, panik atak nedir belirtileri nelerdir, depresyon nedir, anksiyete tedavisi, yaygın anksiyete bozukluğu, anksiyete testi, anksiyete nedir, obsesif kompulsif bozukluk, majör depresyon, anksiyete bozukluğu, yaygın anksiyete bozukluğu tedavisinde kullanılan ilaçlar, yaygın anksiyete bozukluğu ilaçları, yaygın anksiyete bozukluğu nasıl tedavi edilir, yaygın anksiyete bozukluğu belirtileri, yaygın anksiyete bozukluğu tedavisi, psikolojik yaygın anksiyete bozukluğu, yaygın anksiyete bozukluğu ekşi, anksiyete bozukluğu testi, anksiyete belirtileri, anksiyete ilaçları, depresyon testi, anksiyete bozukluğu nedir, anksiyete nedir uzman tv, sosyal anksiyete nedir, anksiyete bozukluğu nasıl tedavi edilir, anksiyete tedavisinde kullanılan ilaçlar, anksiyete tedavisi bitkisel, anksiyete tedavisi ne kadar sürer, anksiyete tedavisinde kullanılan ilaç isimleri, panik atak öyküleri, panik atak kalp krizi, panik atak nasıl geçer, panik atak tedavisi görenler sonrasında neler yaşar, dissosiyatif kimlik bozukluğu tedavisi, dissosiyatif kimlik bozukluğu belirtileri, dissosiyatif bozukluk, dissosiyatif kimlik bozukluğu ekşi, dissosiyatif kimlik bozukluğu testi, dissosiyatif kimlik bozukluğu terapisi, dissosiyatif kimlik bozukluğu pdf, dissosiyatif kimlik bozukluğu vaka örneği, dissosiyatif füg forum, dissosiyatif amnezi, dissosiyatif kimlik bozukluğu, dissosiyatif psikoloji, psikolojide dissosiyatif, dissosiyatif kimlik bozukluğu tedavi, füg ekşi, dissosiyatif amnezi tedavisi, dissosiyatif amnezi vaka, dissosiyatif amnezi forum, dissosiyatif bozukluk nedir, dissosiyatif bozukluklar, dissosiyatif füg, karakter testi, renklerle kişilik testi, kişilik testi uygula, zeka testi, kişilik envanteri testi, kişilik testi soruları, karakter analizi, kişilik analizi testi, kişilik analizi nasıl yapılır, kişilik nedir nasıl oluşur, kişilik nedir kısaca, kişilik nedir karakter nedir, karakter nedir, kişilik nedir pdf, kişilik nedir vikipedi, kişilik nedir psikoloji, psikolojide kişilik nedir, kişilik nedir nasıl oluşur, kişilik özellikleri nelerdir, kişilik bozuklukları, kişilik karakter testleri, profesyonel kişilik testi, psikolojik testler, zeka testleri, kişilik aşk testleri, mizaç nedir, karakter nedir tip nedir, karakter nedir biyoloji, mizaç ne demek, mizaç bozukluğu, kişilik bölünmesi belirtileri, kişilik bölünmesi testi, çoklu kişilik bozukluğu, manik depresif, şizofreni, kişilik bölünmesi vikipedi, çoklu kişilik bölünmesi, çoklu kişilik bozukluğu belirtileri, çoklu kişilik hastalığı, çoklu kişilik bozukluğu nedir, kişilik bölünmesi nedir, kişilik bölünmesi tedavisi, kişilik bozuklukları, çoklu kişilik bozukluğu izle, çoklu kişilik bozukluğu olanlar, çoklu kişilik bozukluğu nedir, antisosyal kişilik bozukluğu nedir, antisosyal kişilik bozukluğu testi, antisosyal kişilik bozukluğu tedavisi, zayıf kişilik, narsistik kişilik bozukluğu, antisosyal kişilik bozukluğu askerlik, narsistik kişilik bozukluğu nedenleri, narsistik kişilik bozukluğu tedavisi, narsistik kişilik bozukluğu olanlar, narsistik kişilik özellikleri, şizoid kişilik bozukluğu, paranoid kişilik bozukluğu, çekingen kişilik bozukluğu, antisosyal kişilik bozukluğu, şizotipal kişilik bozukluğu, borderline kişilik bozukluğu, şizoid kişilik bozukluğu tedavisi, narsistik kişilik bozukluğu, şizoid kişilik bozukluğu nedenleri, şizoid nedir, paranoid kişilik bozukluğu testi, paranoid şizofreni, paranoid kişilik bozukluğu tedavisi, paranoid davranış bozukluğu, borderline kişilik bozukluğu, paranoid kişilik bozukluğu olan kişilere nasıl davranılmalı, çekingen kişilik bozukluğu tedavisi, çekingen kişilik bozukluğu testi, çekingen kişilik bozukluğu nasıl tedavi edilir, bağımlı kişilik bozukluğu, çekingen insanlar, çekingenlik, çekingenlik nasıl yenilir, sosyal fobi, bağımlı kişilik bozukluğu pdf, bağımlı kişilik bozukluğu testi, histrionik kişilik bozukluğu, bağımlı ilişki, narsistik kişilik bozukluğu, şizotipal kişilik bozukluğu, histrionik kişilik bozukluğu ekşi, histrionik kişilik bozukluğu tedavisi, histrionik kişilik bozukluğu nedir nasıl tedavi edilir, borderline kişilik bozukluğu, histeri, histeri belirtileri, histeri nedir, histerik, nevroz, histeri kitabı, histeri laura lippman, histeri filmi, borderline kişilik bozukluğu özellikleri, borderline belirtileri, borderline kişilik bozukluğu tedavi, borderline kişilik bozukluğu belirtileri, borderline kişilik bozukluğu vikipedi, obsesif kişilik bozukluğu tedavisi, borderline kişilik bozukluğu ve tedavisi, borderline sınırda kişilik bozukluğu, narsistik kişilik bozukluğu ve tedavisi, çekingen kişilik bozukluğu ve tedavisi, obsesif kompulsif kişilik bozukluğu nedenleri, obsesif kompulsif kişilik bozukluğu tedavisi, çoklu kişilik bozukluğu tanısı, antisosyal kişilik bozukluğu nedir, çoklu kişilik bozukluğu tedavisi, çoklu kişilik bozukluğu olanlar, çoklu kişilik bozukluğu nasıl teşhis edilir, çoklu kişilik bozukluğu belirtileri, çoklu kişilik bozuklukları, çoklu kişilik hastalığı, kişilik bozuklukları video, sosyopat testi, sosyopat kişilik, sosyopat belirtileri, sosyopat ne demek, sosyopat nedir, çift kişilik bozukluğu, sosyopat ve psikopat arasındaki fark, kişilik bozukluğu türleri, paranoid şizofreni, paranoid davranış bozukluğu, histerik kişilik belirtileri, histerik kişilik bozukluğu tedavisi, histerik kişilik problemleri, depresyon histerik kişilik, kişilik bozuklukları, şizofreni belirtileri, şizofreni belirtileri nelerdir, psikoz, şizofreni hastalığı, şizofreni tedavisi, şizofreni nedir, şizofreni testi, paranoid şizofreni belirtileri, paranoid şizofreni, şizofreni hastasının belirtileri, şizofreni hastalığının belirtileri, psikoz nedir, psikoz tedavisi, atipik psikoz, kronik psikoz, şizofreni tedavisi bulundu, şizofreni tedavisinde kullanılan ilaçlar, şizofreni tedavisi ne kadar sürer, şizofreni tedavisi var mı, şizofreni tedavi yöntemleri, şizofreni hastalarına nasıl davranılmalı, kronik şizofreni nedir, paranoid şizofreni nedir, sanrısal bozukluk nasıl tedavi edilir, sanrısal bozukluk özellikleri, otistik bozukluk nedir, paranoid bozukluk, hezeyan bozukluk, paranoyak hastalığı nedir, sanrılı bozukluk, hezeyanlı bozukluk sanrılı bozukluk, sanrısal bozukluk nedir, sanrısal bozukluk tedavisi, sanrısal bozukluk, hezeyanlı bozukluk tedavisi, depresyon testi, depresyondan kurtulma, depresyon belirtileri testi, depresyon tedavisi, depresyon belirtileri nelerdir, depresyon belirtileri uzman tv, depresyondan kurtulma yolları bitkisel, majör depresyondan kurtulma yolları, depresyondan kurtulma yöntemleri, depresyondan kurtulma yolları, depresyon uzmanı, depresyon belirtileri nelerdir uzman tv, depresyon belirtileri ve tedavisi, depresyon belirtileri testi, depresyon tedavisinde kullanılan ilaçlar, depresyon tedavisi bitkisel, depresyon ilaçları, depresyon çeşitleri, depresyon nedenleri, majör depresyon belirtileri, duygu durum bozuklukları nelerdir, durum duygu bozukluğu, bipolar duygudurum bozukluğu, duygu durum bozuklukları, bipolar duygu bozukluğu, duygu durum bozukluğu tedavisi, siklotimi, distimi, duygu durum bozukluğu nedir, duygu durum bozukluğu belirtileri, duygudurum bozukluğu nedir, majör depresyon tedavisi, atipik depresyon, manik depresyon, minör depresyon, atipik depresyon uyku, atipik depresyon ilaç, atipik depresyon tedavisi, melankolik depresyon, manik depresif bipolar bozukluk, manik depresyon ile ilgili bilinmeyenler, majör depresyon tedavisinde kullanılan ilaçlar, majör depresyon tedavisi ne kadar sürer, majör depresyon nasıl tedavi edilir, maskeli depresyon, mizaç bozukluğu forum, bipolar mizaç bozukluğu, mizaç bozukluğu tedavi, atipik mizaç bozukluğu nedir, iki uçlu mizaç bozukluğu demek, mizaç nedir, mizaç değişikliği, manik depresif ünlüler, bipolar bozukluk, posttravmatik stres bozukluğu tedavisi, posttravmatik stres bozukluğu nedir, posttravmatik stres bozukluğu tanı kriterleri, akut stres bozukluğu, travma sonrasi stres bozukluğu, posttravmatik stres sendromu,  stres bozuklukları, psikolojik travma tedavisi, duygusal travma nedir, psikolojik travma belirtileri, çift terapisi nedir, evlilik terapisi, çift terapisi nasıl yapılır, çift terapisi kadıköy, çift terapileri, evlilik ve çift terapileri, çift terapisi, ilişki ve evlilik terapileri, aile terapisi nedir, aile terapisi eğitimi, aile danışmanlığı, evlilik danışmanı, evlilik danışmanı bakırköy, evlilik terapisti, evlilik sorunları, neden aile terapisi, aile terapisi tedavisi, aile terapisi video, konuşma terapisi nedir, sanat terapisi nedir