Hieronymus Bosch’un Tablolarında Yaşamak
5448 Kere Okundu
Hieronymus Bosch

Hieronymus Bosch

Hieronymus Bosch’un Tablolarında Yaşamak

Agah Aydın

İnsan yavrusu için hayat ancak eksiklik duygusundan kurtulma umudu ya da hayat üstünde etkili olduğunu görme çabası ile anlamlandırılabilir! Beri yandan bu umut ve anlamlandırma çabası,  ilk çağlarda doğal afetlerin doğaüstü güçlere atfedilmesi ile korkuyu, modern zamanlarda bilimin bunları kontrol etme hevesi nedeniyle insanın hayatla ilgili yanılsamalarını arttırdı.

Bebeğin bedenindeki düzensizlik ve dışarıdaki karmaşa imge dünyasını o denli ürkütücü kılar ki  cinler, periler, hortlaklar, bir fare tarafından ısırılan pipiler, kulağa giren böcekler, ham yapan canavarlar veya yarılarak içeriği dışarı dökülmüş beden parçalarının resmedilmiş olduğu Hieronymus Bosch’un tablolarının içinde yaşamak gibidir.

Çocukların sabit bir nesneye, tutulacak bir ele, sığınılacak bir limana ya da sarılmaya –bir yılana bile olsa-, hep kurtaran, kurtaracak olan kahramanlara, vaatlere, mutlu sonla biten masallara o kadar çok ihtiyaçları vardır ki  yaşamlarının geri kalanında bu elleri, limanları, kucakları, yılanları ve dahası bu kurtuluş masallarını ve masalcıları hiç mi hiç unutmazlar. Öylesine zor ve karmaşa içindedir ki bu dünya, bunaltıyla başa çıkabilmek için çocuk süt veren memenin tarafında konuşlanmış “tamamen iyi olan” bizimkiler  ve istediğimizde gelmeyen, kaçan, sütünü esirgeyenler yani “tamamen kötü olan” onlar diye ikiye böler (spliting) “nesne”leri ve rahatlar. Hem çocuklarda, hem de yaşam koşulları çok ağırlaştığında, sıkıntılı zamanlarda duygusal ve bilişsel olarak hayatla başa çıkmak da zorlanan kimi kişilerde ve sınırda kişilik örgütlenmesi olan yetişkinlerde “nesne”ler iyi ve kötü diye, biz ve onlar diye ikiye bölünür.

Hayatın anlamı konusundaki şüphelerini bir türlü yenemeyen, bunaltısı ile başa çıkamayan ‘büyük insanlık’, her seferinde en başa dönüp kolaylıkla hükmedebileceği, üstünde etkili olabileceği hem cinslerini iyiler ve kötüler diye ikiye böldü ve kötüleri yok etmek için savaşmaya ve kendini yiyip bitirmeye devam etti; tıpkı yaşamı üzerinde söz sahibi olamayınca üstünde etkili olabileceği tek şey olan bedenine yönelip onunla uğraşan, zayıflayarak kendini öldüren ve bir şekilde kontrol etme dürtüsünü tatmin edip eksiklik duygusundan kurtulmaya çalışan anorektik bir insan gibi.

Çocuklar beden bütünlüklerini kaybetme, parçalanma korkusunu yenebilmek için erişkinliklerinde de biteviye tekrar ederler senaryolarını ve hep aynı adamlar, hep aynı kadınlar, hep aynı aşklar, hep aynı kötüler, hep aynı masallar da ısrar ederler! Mesele bir “kötü nesne” yaratılabilmesinden ibarettir esasında. Çünkü içinde yaşadığı karmaşanın failinin bilinmezliğinden  kaynaklanır korku yerine bunaltı yaşaması. Bir kötü ‘nesne’ yarattığında da korkusunu öfkeye dönüştürebilir, çünkü korkunun kaynağı ve öfkesinin hedef tahtası bulunmuştur.

Son iki yüz yılda muktedirler kurtuluş masalını dört defa tamamen değiştirdi. Ancak halk H. Boch’un tablolarında yaşamaktan dördünde de kurtulamadı. Ülke hep karmakarışık, her zaman ekonomi tamtakır, hep parçalanmış vücut parçaları meydanlarda; bacaklar, çıkmış gözler, kollar, kopmuş kafalar havada uçuşuyor, yeni masala direnenler hep zindanlarda farelere yem oluyordu.

*************