Kişilik Özellikleri Psikozu Öngörmede Yardımcı mı?
3759 Kere Okundu

Kişilik Özellikleri Psikozu Öngörmede Yardımcı mı?

Agah AYDIN, ME Ceylan, E Mutlu, AF Maner

Prof.Dr. Mazhar Osman Bakırköy Ruh Sağlığı ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi

Giriş

Toplumda % 10-20 oranında kişilik bozukluğu olduğu ve psikiyatri kliniklerinde yatan veya ayaktan izlenen hastaların 1/3’ünde kişilik bozukluğu olduğu tahmin edilmektedir (8,9,10). Avustralya’da yapılan geniş bir epidemiyolojik araştırmada kişilik bozukluğu prevalansı %18.6 olarak bulunmuştur (8).

Psikiyatri hastalarında Eksen I bozukluğu ile kişilik bozukluklarının birlikteliği sıktır ve bu birlikteliğin  Eksen I bozukluklarının süresi, yinelemesi ve sonlanımı açısından kliniğe etkisi büyüktür (7).

Mevcut araştırmalar, hastalık başlamadan önceki kişilik bozukluklarının psikotik özellikli unipolar majör depresyon (PÖMD) ile ilişkili olduğu, sıklıkları ve dağılımlarının psikotik olmayan majör depresyondan farklı olduğunu işaret etmektedir (16,17).

Benzer şekilde; klinik bilgiler, önceden var olan kişilik bozuklukları ile ICD-10’da akut ve geçici psikotik bozukluklar (AGP)  olarak sınıflandırılan olgular arasında ilişki bulunduğunu ileri sürmektedir. Bu ilişkiden DSM-IV TR’de de bahsedilmiştir (18). Bizim klinik gözlemlerimiz de bu görüşle örtüşmektedir. Özellikle A ve B kümesi kişilik bozukluklarının varlığı durumunda, stresin tetikleyici etkisiyle psikotik belirtilerin olduğu dönemler ortaya çıkabilir (19). Ancak bu olguların Eksen II özellikleri hakkında bu durumu yordayacak  literatür bilgisi bulunmamaktadır. Çalışmalar daha çok diğer Eksen I bozukluklarındaki Eksen II özelliklerinin araştırılmasına yönelik olmuştur.

Akut ve geçici psikotik bozukluklar (AGP) ve psikotik özellikli unipolar majör depresyon (PÖMD)’da hangi kişilik bozukluklarının daha sık ve baskın olduğu sorusu hala yanıtlanmamıştır ve bu soru çalışmamızın ana odağıdır. Kişilik bozukluklarının, hem akut ve geçici psikozların, hem de psikotik özellikli majör depresif bozuklukun etiyolojisindeki risk etmenlerinden olduğu kabul edilmektedir (14,15,20,21,22).  Daha önceki bilgileri göz önünde bulundurarak psikotik özellikli majör depresif bozukluğu olan hastalarda C kümesi kişilik bozuklukları; akut ve geçici psikozları olan hastalarda daha fazla B  kümesi kişilik bozukluklarının olacağını öne sürmekteyiz. Bu çalışmanın bir diğer amacı ise psikotik özellikli majör depresyon ve akut ve geçici psikozları olan olgularda görülen hezeyan çeşitlerinin, kişilik bozukluğu kümeleri ile ilişkisinin incelenmesidir.

Yöntem:

AGP’si (kısa psikotik bozukluk –n=25-, şizofreniform bozukluk –n=2-, başka türlü adlandırılamayan psikotik bozukluk –n=24-) olan 51 hasta, psikotik özellikli major depresyonu (PÖMD) olan 41 hasta ve 47 sağlıklı kişiden oluşan bir karşılaştırma grubu, DSM-IV’e göre yapılandırılmış klinik görüşme klavuzu (Structured Clinical Interview for DSM-IV, SCID-I ve SCID-II) ile değerlendirilmişlerdir. Ayrıca hasta gruplarına PANSS (Positive and Negative Syndrome Scale) ve HDD-Ö (Hamilton Depresyon Derecelendirme ölçeği) uygulanmıştır.

Bulgular

Şizofreni grubu ile kontrol grubu arasında yaş, doğum mevsimi, doğum özellikleri açısından fark bulunmamıştır.

Silik nörolojik bulgular açısından çalışma grubu hem NES toplam puanlarında hem ölçeğin 4 alt grubunda anlamlı yüksek skorlar sergilemiştir. (Mann-Whitnwy U test, p<0.001)

Lojistik regresyon sonuçlarına göre, Motor koordinasyon ve ilkel refleksler kategorilerinin çalışma ve kontrol gruplarını belirlediği saptanmıştır. İlkel refleksler motor koordinasyona göre anlamlıdır.

Şizofreni grubunda minör fiziksel anomaliler, kafa çevresi ve iç kantuslar arası mesafe kontrol grubuna göre anlamlı yüksek bulunmuştur (p<0,05).

El-ayak göz baskınlığı açısından karşılaştırıldığında şizofreni grubunda kontrol grubuna göre sağ el- sol göz lehine belirgin çapraz baskınlık bulunmuştur.

Silik nörolojik bulgular ve minör fiziksel anomaliler toplam puanları ile tedaviye başlangıç yaşı ve hastalık süresi arasında negatif yönde anlamlı ilişki bulunmuş, bu bulgu hastalık şiddetinin etkisi olarak yorumlanmıştır.

Tartışma: 

Çalışmamızda literatürde tanımlanan morfolojik farklılıklarla uyumlu şekilde şizofreni hastalarında geniş kafa çevresi ve artmış iç kantuslar arası mesafe bulunmuştur. Silik nörolojik bulgular açısından şizofreni grubu hem total skorda hem de ölçek alt tiplerinde anlamlı yüksek bulunmuştur. İlkel refleksler gruplar arası belirleyicidir.

İlkel refleksler yaşamın ilk dönemlerinde görülür ve korteksin maturasyonuyla baskılanırlar. Tekrar görülmeleri hemisferik inhibisyonun kaybına bağlı olabilir (9).

 

El-ayak-göz baskınlığı açısından şizofrenide çapraz baskınlık daha yüksek bulunmuştur. Bu bulgular beynin sol lobunun matürasyonunda gecikme olduğu şeklinde yorumlanabilir(10).

Hasta grubunun ölçüm ve muayenesinden elde edilen özellikler bir arada yorumlandığında, şizofreni hastalarının daha fazla yüksek damak, daha düşük kulaklar, daha açık yerleşimli gözler ve daha geniş bir kafa çevresine sahip olduklarını öne sürmek mümkündür. Çalışmamızın bu verileri Hennesy ve ark.’nın geliştirdiği şizofrenik yüz modeliyle uyumludur(8).

 

Robinow sendromu olarak da bilinen fötal yüz sendromunun özelliği, büyük kafa, öne doğru çıkıntılı frontal yapı, hipertelorizm, uzun filtrum, artmış palpebral açıklık, geri yerleşimli çene, küçük, kalkık ve kanatları öne uzanan burun olarak tanımlanmıştır (11). Çalışmamızdaki morfolojik bulgular fötal faysal özelliklerle ciddi biçimde örtüşmektedir.

Sonuç: 

Şizofreni hastalarının morfolojik ve nörolojik farklılıklarının sağlıklı kişilerle karşılaştırmasını hedefleyen bu çalışma sonucunda şizofreni hastalarında baş çevresinin daha geniş, iki göz arası mesafenin daha açık olduğu bulunmuştur.

Genel olarak tüm minör fiziksel anomali ölçütleri şizofreni grubunda yüksek bulunmuştur.  Silik nörolojik bulgular açısından yapılan karşılaştırmada ise hasta grubunda hem toplam puan hem alt kategoriler açısından anlamlı yüksek puanlar saptanmıştır, ilkel refleksler diğer silik bulgulara göre daha belirgin bulunmuştur ve sağ-sol çapraz baskınlık şizofreni grubunda daha sık izlenmiştir. Bu bulgular şizofrenideki fötal izler olarak yorumlanmıştır.

Erken ontojenik izlerin etkisinin hafiflemeden derinlemesine sürmesi olarak açıklanabilecek fötalite, hem davranışsal hem morfolojik karakteristikleri içerir. Bu çalışmada elde edilen minör fiziksel anomaliler ve silik nörolojik bulguların şizofreni grubundaki bariz yüksekliği, nörogelişimsel hipotezi destekler nitelikte olmakla birlikte, fötalite kavramı açısından dolaylı sonuçlar sunmaktadır. Çalışmamızdakiyle benzer sonuçlar elde edilen çoğu araştırmada bulgular, şizofreniyi erken fötal dönemdeki dış etmenlerin yarattığı hasar sonucu ortaya çıkan morbid bir durum olarak açıklamaktadır. Şizofreni hastalarındaki fötal izlerin daha doğrudan tespiti için hem beyin morfolojisinin hem bedensel özelliklerin daha geniş gruplarda bir arada incelenmesi yararlı olacaktır.

Kaynaklar:

Ceylan ME Şizofrenide Artmış Fötalite RCHP Dergisi 2009;3:1-2

Krapelin E . Dementia Praecox and Paraphrenia. RM Barclay. New York: Robert E Krieger, 1971, 119-40.

Kretschmer E. Pyysique and Character, London: Paul, Trench&Trubner, 1921,16-37.

Sharma S, Namrata S. Association of schizophrenia and mental retardation with facio-scapulohumeral muscular dystrophy. Neurol India 2004;52:104-5.

Melo M, Vieira AH, Passos-Bueno MR ve ark. Association of schizophrenia and Duchenne muscular dystrophy. Br J Psychiatry 1993;162:711-2.

Ceylan ME, Maner F, Gözden S, ve ark. Paranoid schizophrenia and congenital myotonia: a case report. EPA 2010, Kongre özet kitabı

Hennesy RJ, Baldwin PA, Browne DJ ve ark. Three-dimensional laser surface imaging and geometric morphometrics resolve frontonasal dysmorphology in schizophrenia. Biol Psychiatry 2007;61:1187-1194.

Arieti S. Interpretation of schizophrenia. Second ed. New York: Basic Books, 1974.

Gladstone DJ, Black SE. The neurological examination in aging, dementia and cerebrovascular disease. Part 4. Reflexes and sensory examination. Sociedade

Brasileira de Geratria e Gerontologia 2002;5: 41-57.

Crow TJ. Is schizophrenia the price Homo sapiens pays for language? Schizophr Res 1997;28:127-41.

Robinow M. The Robinow (fetal face) syndrome: a continuing puzzle. Clinical Dysmorphology 1993;2(3):189-98.

Are personality traits helpful to predict psychosis?
Agah Aydın, Mehmet Emin Ceylan, Elif Mutlu, Ayşe Fulya Maner
Bakırköy Research and Training Hospital for Psychiatry, Neurology, and Neurosurgery, İstanbul, Turkey
E-mail: agahaydin@hotmail.com
Objective: The aim of this study was to investigate the incidence and specificity of personality traits and personality disorders among
patients with psychotic disorders. Making a comparison (regarding to personality traits) between patients with acute transient psychosis
and patients with unipolar major depressive disorder with psychotic features was another aim of the study. The relationship between the
variety of delusions and personality disorder clusters was also evaluated.
Methods: Fifty-one patients with Acute Transient Psychosis (ATP) (brief psychotic disorder n=25, schizophreniform disorder n=2,
psychotic disorder NOS n=24), 41 patients with Major Depressive Disorder with Psychotic Features (MDDPF) and 47 healthy controls were
evaluated with a structured interview form based onthe DSM IV (Structured Clinical Interview for the DSM IV, SCID-I, SCID-II). Also the
PANSS (Positive and Negative Symptom Scale) and the HDS ( Hamilton Depression Scale) were applied to the patients.
Results: Thirty patients with ATP (58.8%) showed at least one personality disorder comorbidity. The frequency of observed personality
disorder clusters was cluster B (39.2%), cluster A, (31.4%), and cluster C (21.6%). The most common personality disorders among the patients
with ATP were borderline (27.5%) and paranoid (27.5%). Twenty-two patients with MDDPF (48,9%) had at least one personality disorder
comorbidity. The most frequent personality disorder cluster was cluster C (40%); followed by cluster B (20%) and cluster A (17.8%). When the
two diagnostic groups were compared, cluster B, narcissistic, schizotypal and antisocial personality disorders were observed more frequently
in the ATP group and the cluster C and avoidant personality disorders were more frequently observed in the MDDPF group. Paranoid
delusions had higher rates in cluster A and other delusions (like jealousy, erotomanic, and mystic delusions) had higher rates in cluster B.
Conclusion: In spite of the high rates of personality disorders in both diagnostic groups, the same disorders were also observed in people
with no personality disorders. ATP and MDDPF did not seem to have a relationship with any personality disorder. Nevertheless, some
personality disorders (narcissistic, schizotypal, and avoidant) can contribute to ATP and MDDPF by different mechanisms. Performing a
personality assessment after the first year of improvement of the post psychotic symptoms might have given more accurate results. On
the other hand, it could be said that, personality traits may have an effect on delusions.
Key words: Psychosis, personality disorder, depression
Bulletin of Clinical Psychopharmacology 2011;21(Suppl. 2):S178